ŞEYMA GÜR
Eşime göre yoğurt çiçeği, bana göre papatyalara bakıyorum hayran hayran. Gözlerim hepsine tek tek konsun istiyorum, olmuyor. Bakmalara doyulmuyor. Evet, ancak beka diyorum, bu hissi teskin edebilir.
İçlerinden birisine odaklanıyorum. Ne ince sanatlar! Ne nazik nakışlar! Ben bir zîşuur olarak o papatya ile buluştum, o Rabbanî mektubu kabiliyetimce bir parça okudum; ama okunmayı, sevilmeyi bekleyen yüzlerce, binlercesi bir çift şuurlu göz bebeğine aksetmeden solup gidecek.
O zaman anladım: O papatyalar Hâlıklarının nazarına bir an gözükseler yeter, varlıklarına değecek, ziyanlık olmayacak. Böylece her bir papatya eğer şuuru olsaydı bitamâmiha mutlu olabilirdi. Kendisini önemsiz, kıyıda köşede kalmış hissetmezdi.
Değil çünkü.
Âlemlerin Rabbi varlık âlemine çıkardığı her bir masnuunu bizzat nazarıyla şereflendiriyor, taltif ediyor.
“Tercih ettiğim” bitkileri ekebilmem için hudâyînâbit olanları sökmem gerekiyor. Elim geri gidiyor ama. O kadar güzeller ki… Ama bunu yapmasam ziraat yapamam.
Sonra mezkûr hikmetle teskin oluyorum. Hem onları toprakla buluşturmaya söz veriyorum. Böylece toprağa dönüşecekler ve başka bitkilere analık edecekler. Kainatta israf yok!
Bu şimdi taze olan yoncalar, hindibalar, ballıbabalar ve diğerleri velev sararsalar, kurusalar, yine saman suretinde gıda oluyorlar hayvan kardeşlerine. Hattâ kuru bitki, kuru ağaç yansa kül oluyor ve kül gübre demek, bitkiye toprağa can demek! Demek ukde-i hayatları kaybolmuyor. Bitkiler hangi halde bulunurlarsa bulunsunlar mahza fayda…
Papatyalar adedince, kül zerrelerince, toprak ağırlığınca hep hikmet, hep rahmet..
Öyle ise bir misli minnet, hayret, muhabbet…







