HATİCE BİNNUR AVAN

Henüz iki buçuk yaşında. Ona verilen akılla şaşırtmaya doyamıyor adeta. “Hiç bitmesin anne” dedi. “Hiç bitmesin; masam, sandalyem, çorabım, arabam, bu ev…”

Kalakaldım. İçimden “Bence de oğlum”  dedim. “Bence de hiç bitmesin. Bu hayat, yanımdakiler, sizler… Hiçbir yere gitmeyin. Şu an olan hiçbir şey bitmesin.”

Nasıl bitsin isterdi ki?

Bir gün yatıp sabahında güneşin doğmayacağını düşünmek, sevdiklerinin tamamen ortadan kaybolacağını sanmak. Herşeyin sona erip kaybolacağı fikrine  kapılmak. Nasıl karanlık düşünceler böyle? Bitecekse, sona erecekse niye verilmişti bütün bunlar?

Ebediyeti istiyordu bir bebek bile. Mantıklı olan buydu nihayetinde. Elinden almak gibi olurdu oyuncağını. Kalakalırdı oyunun en zevkli yerinde.

Ama bitiyordu işte. Gelen gidiyordu. Sona eriyordu… Bitmesi istenmeyen şeyler herneyse…

“Eğer vermek istemeseydi istemek vermezdi.”

Nasıl da yüreklere su serpen bir ifade… Verecek ki istetiyor. İstetiyor çünkü vermek istiyor.

Bir kurala bağlı herşey. Oyuncağından ayırılıp  ağlamasına  mahal kalmaması için, oyuncağı kuralına göre kullanması gerek.

Oyun saatinin bittiği yerde gerçek güne dönmek gibi, bittiğini sandığımız anda gerçek dünyaya gitmek demekti hiç bitmeyeceklerin asıl vatanı…