MERVE BETÜL 

10 yaşlarında olmalıyım. Arabadayız. Aceleyle beni kursa yetiştirmeye çalışıyor, ben mızıkçılık yapmaya devam ediyorum:

“Ama anne zaten geç kaldım. Herkes çoktan derse başladı bile. Hiç gitmesem daha iyi. Yarısında girmek istemiyorum. Ya erkenden bıraksaydın, ya da hiç gitmeseydim…”

Sükûnetini muhafaza ederek şöyle diyor:

“Kızım, birşey bütün bütün elde edilmezse, bütün bütün elden kaçırılmaz.”

Cevap o an için beni tatmin etmiyor, söylenmeye devam ediyorum. Bu düsturun ileride hayatımı nasıl şekillendireceğinin farkında değilim henüz. Annem de minik zihnime ve kalbime bir hakikat daha kazıdığından habersiz, akan trafiğe konsantre olmaya çalışıyor.

Yıllar geçiyor. Mükemmeli arayan ve bulamadığında hepten bırakmayı seçen nefsimi bu cümle ile ikna etmeyi öğreniyorum. Ne zaman güzel bir işe niyetlensem, niyetimdeki kadar güzel yapamayacağımı fark ettiğim anda bu cümleyi tekrarlıyorum. Ümitsizlik uçup yerini gayrete bırakıyor.

Ödevimiz son demlere kalmış. Arkadaşlarım pes ediyor. “Zaten yetişmeyecek, iyi not alamayacağız” diyorlar.

“Hayır” diyorum, “100 almasak da 60 alırız; ama hiç vermemekten iyidir.”

Az yemeye niyet etmişim. Henüz öğle vakti geçmeden kendimi kaçamak atıştırmalıklar yaparken yakalıyorum. “Boşver bugün de böyle ye gitsin” demek istemiyorum. Çünkü annemin sesi içimden fısıldıyor. Bir sonraki öğün yine sünnete uygun yemeye gayret ediyorum.

Metronun gelmesine iki dakika var. Okuduğum kitabı elime alsam bininceye kadar sayfa bitmeyecek. “Olsun!” diyorum, “Başlamak, hiç okumamaktan iyidir.”

Bir projeye adım atıyoruz. Yeni bir çalışma grubu kurulacak. Plan işlemiyor. Teklif edilen finansal destek hesap ettiğimiz tutarın yarısını ancak karşılayacak. Şevkimiz kırılıyor, vazgeçmek üzereyiz. “Bu kadar büyük çaplı olmasa da,” diyorum, “bu bütçeyle minik bir model uygulayabiliriz.”

Büyüyorum. Ben büyüdükçe “bütün” de büyüyor. Terk edildiğinde elden kaçırılacak pay da büyüyor. Hayrı çabuk terk etmediğim her devamda kâr ediyorum. Ettiğim her kâr’dan annemin hanesine sevaplar gidiyor. Arabanın arka koltuğunda ayak direyen küçük kız gözümün önüne geliyor, gülümsüyorum. Sözüm bu dua ile bitiyor:

“Rabbim, onlar beni küçüklüğümde nasıl yetiştirdilerse, Sen de onlara öylece merhamet et.”

1 YORUM

  1. “Birşey bütün bütün elde edilmezse, bütün bütün elden kaçırılmaz.”
    Çok güzel bir nasihattan güzel dersler çıkarmışsınız. Ben de aldım bu nasihatı inşaallah. Hayatımda bir düstur haline getirmek duasıyla.