FUNDA DEMİRER

Otobüste cam kenarında annesinin kucağında oturan küçük kız ayaklarını otobüs camına, sağa sola sürüyordu. Babası ikaz ederek “Kızım yapma kirletiyorsun” dese de, genç anne hemen itiraz etti:

“Yap kızım yap, parasını biz veriyoruz.”

Sustu baba, sustu duyanlar…

“Cahillerle girdiğim hiç bir tartışmayı kazanmadım” dersine dayanarak ben de sustum.

Bilmiyorum bir cevap vermek gerekir miydi? Cehaletin verdiği cesarete ne söylenebilirdi ki o sırada?

Evvelâ annenin terbiyesinde yetişen bir çocuk; dünyaya ilk olarak annesinden aldığı ahlâkla salınacak bir çocuk; dinine, vatanına, topluma, ailesine ve nihayet anne babasına aldığı edeple, verilen ahlâkla geri dönecek bir çocuk;, seçtiği mesleği hakkıyla yerine getirecek bir çocuk; elinden, dilinden, kalbinden zarar çıkmayacağına emin olmak istediğimiz bir çocuk, dünyaları içine alan bir âlemdi…

Mescid-i Nebevîde kocaman bakışlarla etrafı izlerken namaza girip çıkan insanların ellerindeki mendilleri buruşturup avluda yere atıldığına şaşırdı küçük kız.

Aynı şaşkınlığı duydu annesi de. Fakat hemen durumu toparladı:

“Onlar bizim kardeşimiz; kalplerini kırmak yerine al poşeti tak eline, biz toplayalım. Hem sevap kazanalım, hem güzel örnek olalım, hem de bir mü’minin ayıbını örtmüş olalım” diye küçük Zeynep’in tertemiz kalbine, zihnine atılacak bir kötülük tohumunu hızla def etmeye çalıştı. Ve devam etti:

“Biz de nice hatalar yapıyoruz, Rabbimiz insanların yanında bizi mahcup etmiyor” dedi, eşyayı Sahibine teslim eden bir emanetçi vazifesiyle.

***

Çocukların zihin dünyası, algılaması, farkındalıkları bizim zannettiğimizden çok daha geniş. Günaha, kire bulaşmayan tertemiz âlemleri manzaralara bizden farklı bakıp yorumluyor. Ve ilk önce annesinden aldığı şefkat dersiyle yetişip, şahsına, topluma, eşyaya ve kâinata bu dersin meyvelerini veriyor.

Bir tarafta yorumlamaya dahi çekindiğim, ama evlâdına çokça dua etmemiz gereken bir anne. Sosyal medyada farklı farklı imzalarla dolaşsa da, hakikati tartışılmaz bir söz yetişiyor böyle durumlarda imdada:

“Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Zira size benzeyecekler. Kendinizi terbiye edin yeter.”

Pek çok hayat hikâyesinden çıkarılan bir netice olsa gerek, ekilenin biçildiği bir dünyada yaşadığımız. Rabbimiz merhamet ederse o başka…

Diğer tarafta imanın insanı insan yaptığı hakikatini ders alıp, evlâdını bu hassasiyetle yetiştirmeye çalışan müşfik bir anne.

“Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Âdetâ gayr-ı müslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer.” (Emirdağ Lâhikası.)

Emanete sahip çıkmanın nihaî zirvesi, emanet olarak verilen evlâdı emanetin sahib-i hakikîsinin rızası dairesinde terbiye etmek olmalı.