Bircan Erden Sayın

Sıcak bir yaz akşamı sevgili yeğenlerimin yaşadığı evin terasında oturmuş, neşeli neşeli muhabbet ediyorduk. Hava güzel, gökyüzü pırıl pırıldı. Doğduğu günden beri beraber çokça vakit geçirdiğim yeğenim Ecrin o zaman 10 yaşındaydı. Kendisinden üç yaş küçük kardeşi Elvin Nur da bizimleydi.

Gökyüzüne beraberce uzun uzun baktık. Karanlık arttıkça gökyüzü daha da bir ihtişamlı görünüyordu. Bir ara terasta yanan lambanın bile o güzelim manzarayı daha net görmemizi engellediğini fark edip hemen kapattık.

Baktığımız manzara içinde bir cisim dikkatimizi çekmişti. Oldukça büyük ve de parlaktı. Yıldız mıydı gezegen miydi bilemedik. Gökyüzündeki cisimleri tanımamıza yardımcı olan bir program varmış. Eşim, telefonuna indirdiği bu programa bakarak dikkatimizi çeken cismin Mars Gezegeni olduğunu söyledi. Mars karşımızdaydı ne büyük bir güzellik! Çook uzaktan görüyor olsak da adını öğrenebildiğimiz bir cismi görüyor olmak hepimize heyecan vermişti.

Çocuklarla daha bir keyifli hale gelen ziyaretimizi sonlandırma vakti gelmişti. Saat epey ilerlemişti, evimize gitmeliydik. Kardeşimle eşinin ısrarla o gece onlarda kalma teklifini reddetmiştim. Evimiz yakındı nasıl olsa gitmemiz daha uygun olacaktı. Ama o da ne! Tam kalkmaya hazırlanırken Ecrin “halaaa ne olur kal, vallahi bak evimiz Mars manzaralı!” demez mi!

Ömrüm boyunca ne ben ne de başkalarının böyle bir teklif aldığını hiç duymadım.

Nasıl bir bakış açısı!

O, yaşı küçük ama fikri büyük yeğenime Rabbim nasıl bir bakış açışı vermişti o an. Hem güldüm hem de günlerce bu cümleyi düşündüm. Deniz manzaralı, boğaz manzaralı, orman manzaralı vs. son olarak da beton yığınlarına şehir manzarası gibi bir kılıf uydurup ev satma, kiralama ilanlarını görmüş, duymuştum. Ama Mars manzaralısını da 10 yaşındaki Ecrin’den öğrenmiş oldum.

Düşündüm de aslında Rabbim insanlara farkında olmadıkları ya da farkında olsalar da kıymetini bilemedikleri ne de çok mucizevî manzaralar bahşetmiş. Hem de ayrı bir bedel gerektirmeyen. Öyle ya, bazen insanoğlunun yaptığı alışveriş merkezi gibi bir yere yakın olması o evin bedelini nasıl da arttırıyor.
“Evimiz Mars manzaralı” teklifini reddedemedim. Hatta o gece terasta yataklarımızı yerlere serip beraberce yattık.

O hal çocukluğuma götürdü. Çocukluğum, Babamın işi gereği Antalya’nın Manavgat ilçesine yakın bir yerde geçmişti. Oymapınar Barajı lojmanlarında oturuyorduk. Burası şehir merkezinden uzak; etrafı ormanlarla çevrili, evimizin de dört bir yanı bahçeli, gökyüzünü gece gündüz seyredebildiğimiz bir yerdi. İnsanlar için hâlen oralar çokça rağbet edilen bir yerdir. Ama biz yaz tatillerinde o zamanlar başkalarına pek de cazip gelmeyen memleketimiz Siirt’e giderdik ailece.

Sıcağın kavurduğu yaz günlerinde yorganın altına girerek damlarda yattığımız gecelerdeki manzaralar da Antalya’daki o manzaralar kadar güzeldi. İnsanlar bazen nedense zevki çok pahalı şeylerde arar. Bense hâlâ o muhteşem manzaralı sıradan gecelerin hasretini çekerim. Adlarını bilmesem de bakardım dakikalarca gökyüzüne. O zaman bana göre hepsi yıldızdı işte!

Ama maalesef yüksek yüksek binalardan oralar da nasibini aldı. Eskiden her aile rahatlıkla damlarda yatardı. Şimdilerde aile apartmanları oldukça azaldı. Yıldızlar da bizden uzaklaştı.
10 yaşındaki bir çocuğun bir anlık düşüncesi farkında olamadığım daha nice güzel nimetleri hatırlamama vesile olan bir dersti.

Sen çok yaşa emi Ecrin! Rabbimin emrettiği gibi aklederek, fikrederek, zikrederek, şükrederek…
Her iki dünyamızın mâmur olması için hepimizin buna ihtiyacı yok mu?