Emine Eren

” O ki hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır “
Mülk:2

Hayatı veren Vâhibü’l-Hayat’ın gâyesi bu iken ne çok anlamlar katmışız şu dünya hayatına!
İstanbul’un pek de eski olmayan mahallerinden birinde ikâmet ediyoruz. Evler eskidikçe, deprem söylentileri sardıkça etrafımızı, hemen hemen hergün bir binanın yıkımına şâhit oluyoruz . Bu hâl beraberinde bir sürü umudu , yenilenmeyi barındırsa da bir çok yaşanmışlığı esef dolu hatıraların arasına gömüyor.
Binbir eziyet ve masrafla yapılmış bir binanın zamanında vazifelerini hakkıyla yapmamış olanlar yüzünden bütün hatıralarıyla birlikte yıkılmasını güzel ve yeni binalar teselli edemiyor maalesef!
Fakat anlatacağım yıkım bu sefer farklı bir hüzün yaşattı bize.
Yıkımı iki gün devam eden binanın üstünde bir martı bütün patırtı ve toz bulutunun boğuculuğuna rağmen terketmedi olduğu yeri.
Öyle bir hüzün kapladı ki benliğimizi târifi imkansız…
Yaparken onları yok saymış göğe merdiven dayamıştık. Yıkarken de “Yuvan mı var yoksa yuvandan henüz uçmayan yavrun mu var?” diye sormadık…


Oysa bize tahsis edilmemişti bu dünya bize imtihan için açılmıştı.
Biz ise önce salonu sahiplendik sonra imtihanı unuttuk. Bizimle salonu paylaşanlar bu halden bîzâr!
Çevremize cehennemi yaşatarak mı kazanacaktık cenneti?
Ama bütün bütün ümitsiz de değilim.

Nasıl ümitsiz olabilirim; Yaradan bile son nefesimize kadar bizden vazgeçmezken.