Şeyma Gür 

Ümit (Şimşek) ağabey bir süredir Kur’ân buluşmalarında bir hususun altını kalın çizgilerle çiziyor ve diyor ki: Batı medeniyeti çatışmacıdır, çatışma üzerine kuruludur. İslâm medeniyeti ise fazilet üzerine müessestir. İslâm medeniyeti;  birbirinin eksiğini tamamlamak, yardımlaşmak ve diğergâmlık gibi kavramlar üzerine oturmuştur.

Burada diğergâmlığa, eş anlamlısı gibi duran empatiden daha fazla bir mânâ yükleyerek, kendisini karşısındakinin yerine koymaktan öte, bunun icabını da yerine getirmek olduğunu bildiriyor.

Batı medeniyetinin eşitsizlikleri gördüğünde onları eşitlemeye çalıştığını, bunu yaparken gerçekte fıtrî birer zenginlik olan farklılıkları da dümdüz etmeye çalıştığını; oysa İslâm medeniyetinde eşitsizliklerin, bir yardımlaşma ve birbirini tamamlama konusu olduğunu söylüyor.

Velhasıl iki dünyamızın hidayet güneşi olan Kur’ân-ı Mecid, ezelî kelamın ve ezelî kanunların sahibi olan yüce Allah’ın mahiyetimize koyduğu güzellikleri, incelikleri ortaya çıkaracak formülleri va’z ediyor. Kur’ân-a muhatab olan her bir insan o terbiyeden kabiliyeti miktarınca nasibini alıyor.

Bu güzelim İslâm medeniyetinin asr-ı saadette kaldığını ve günümüze taşınamadığını düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Geçen gün yaşadığım küçücük bir hâdise İslâm medeniyetinin bütün inceliği ile aramızda yaşadığını gösteriyor.

Sevgili Hanne kardeşim Barla Platformu için bir yazı yazmıştı: https://barlaplatformu.com/2019/03/12/cest-impossible/

Yazısında, öğrenci değişim programı ile Paris’e giderken yaşadığı başörtülü resim verme problemini ve Allah’ın izniyle o problemi nasıl aşabildiğini, iki Türk görevlinin yasağı tebliğ ettikleri aynı zamanda kendisine yardım etmeye çalıştıklarını anlatıyordu.

Yazıyı yayına hazırlarken yazıda geçen “Başınızı açın” ifadesinin sonuna Hanne’nin koyduğu virgülü silip ünlem ekledim. Bence bu bir emir ifadesi idi ve sonuna ünlem konulmalıydı.

Yazısının son halini gören Hanne beni aradı ve şöyle dedi:

“Esselamu aleykum Şeyma abla, ben Hanne. Size bir şey sorabilir miyim acaba? Öncelikle zahmetleriniz için çok teşekkür ederim, Allah razı olsun. Sadece şunu merak ediyordum: Yayımlanan yazıda bir virgül yerine bir ünlem var, bu da anlamı değiştiriyor. ‘Başınızı açın’, sözünden sonra virgül koymuştum, çünkü bunu söyleyen sakince, yumuşak bir şekilde söylemişti. Her iki görevli de yardımcı oldukları ve iyi davrandıklari için, yanlış anlaşılmak istemem. Mümkünse o ünlemi virgül yapabilir miyiz acaba? Pek çok işinizin arasında sizi bununla meşgul ettiğim için kusura bakmayın lütfen, ama okuyanlara yanlış izlenim vermemek ve görevlinin hakkına girmemek için yine de sormadan edemedim.”

Bu satırları okuduğumda çok duygulandım. Bu nasıl bir incelikti!

Herşeyden önce yazısına yapılan bir müdaheleyi düzeltmek için ricada bulunurken gösterdiği azami dikkat ve nezaket yeterince dikkat çekiciydi. Fakat asıl beni hayran eden; tam dört sene önce kendisine bir şekilde yardım etmiş olan o iki görevliye haksızlık yapmama hassasiyeti idi. Eğer o “Başınızı açın” ifadesinin sonunda virgül değil, ünlem koyarsak, bu sözü hoyratça söylemiş oldukları gibi bir mana çıkabilirdi. Oysa durum bu değildi ve Hanne kendisine nazik davranmış iki insana karşı, onları bir daha görmeyecek olsa bile, o kişiler bu yazıdan asla haberdar olmayacak olsalar bile haksızlık etmek istemiyordu.

Gördünüz mü İslâmiyet, güzel bir fıtratla buluştuğunda bir insanı ne kadar hassas kılabilir!

Hanne’nin daha büyük bir meselede kul hakkı yiyebileceğini, bir insanı rencide edebileceğini, kimseye bilerek zarar vereceğini düşünebilir miyiz?

Zira o Kur’ân ahlakıyla edeblenmiş bir müslüman ve böyle insanların bir arada olması ile İslam medeniyeti teşekkül ediyor işte.

Bizi Müslüman eden, Kur’ân- ı Kerim ile bize hitap edip, bizi terbiye eden ve o Kur’ân’ı bize hayatıyla tâlim ettiren Resululluh sallallahu aleyhi veselleme ümmet eden Rabb-i Rahimimize sonsuz hamd-ü senalar olsun.