Zübeyde Gökalp
Güneş suya kavuşuyor, su sevincinden buhar olup kanatlanıyor.
Buhar buluta kavuşuyor, bulut mutluluktan gözyaşı döküyor.
Gözyaşları rahmet olup toprağa kavuşuyor.
Toprak huzurdan buram buram kokuyor, sonra gene güneş çıkıyor su topraktan ayrılıyor. Hasretinden bağrı yarılıyor, öylece baka kalıyor buharın ardından. Bulut Buhara kavuşuyor ama ayrılan damlaları o da ağlayarak seyrediyor ardı sıra…
Gün güneşe kavuşuyor, her şey her yer hayat doluyor, cıvıl cıvıl renk renk…
Sonra güneşten ayrılıyor renkler soluyor, güneşi hüzünle karışık bir hayranlıkla izliyor gündüz.
Yol yola kavuşuyor daha bir genişliyor ama köşedeki kavşak ayırıyor onları…
Rüzgar çiçeğe kavuşuyor, her yere misler gibi koku soluyor çiçek. Daha kuvvetli bir rüzgar koparıyor çiçeği dalından. Dal boynu bükük bakıyor düşen yapraklarına çiçeğinin.
Evlat babasına kavuşuyor, sırtını daha bir rahat dayıyor ardına, güven buluyor emniyet buluyor.
Annesine kavuşuyor, bütün sevinçlerini, tasalarını bırakıyor annesinin kucağına müthiş bir huzur buluyor.
Kardeşine kavuşuyor insan, konuşmadan bile anlaşıyorlar, birbirlerine sevinç, mutluluk katıyorlar.
Sevdiklerine kavuşuyor insan tarif edilmez sevinçler yaşıyor.
Ama burası dünya,  kavuşmak  ayrılmaya bırakıyor yerini sonra. Ayrılıklar giriyor araya mekanlar farklılaşıyor.
Ama insan biliyor ki; her yer Rabbinin mülkü, hepimiz onun kullarıyız daha bir emniyetle arkasına yaslanıyor. Biliyor ki; Rabbinin mülkünde hakîki gurbet yok. Şark da, garp da, mazi de müstakbel de dünya da ahiret de onun memleketi…
“Oh Elhamdülillah” diyor gidenler de kalanlar da hep beraber Rabbimizin memleketinde.
Ama gene de anneler dua ediyor Rabbine; “Allah’ım ne olur sevdiklerimle beraberken zaman yavaş geçsin” diye…