İslâm medeniyeti ile birlikte Cenâb-ı Hakk’ın insanın içine potansiyel olarak koyduğu iyilik yapma, ihsan etme kabiliyeti alabildiğine inkişaf etmiştir. Kur’ân-ı Hakim yeryüzüne nâzil olduğundan bu yana ona muhatab olan insanlar, o medeniyeti ilmek ilmek işlemişler, dünyayı iyilik ve güzelliklerle donatmanın binbir türlü yolunu îcad etmişlerdir.
İşte vakıflar!
Gelip geçenin yemesi için meyve bahçesi vakfeden de olmuş, leyleklerin yuvalarının bakımı için vakıf kuran da.
Kimi evlenmek isteyenlere yardım vakfı kurmuş, kimi yetime ana babalık yapma vakfı.
Bir köye yolu düşenleri ağırlama vakfı bile düşünülmüş.
Fatih Sultan han da 1470’de kurduğu vakıf ile, iki kişi görevlendirmiş. Bu iki görevli ellerinde kireç tozu ve kömür ile sokakları gezer, yolda gördükleri tükürükleri temizlerlermiş.
Bebek’te yaptırdığı köşk ve limanı ümmet-i Muhammed’in teneffüs eylemesi için vakfeden de çıkmış.
Gölleri temizleme vakfı, kayıkçı ve hamal dostu vakfı, esirleri kurtarma vakfı da ilginç vakıflardan sadece bir kaçı.
Bu ümmet elbette ilhamını “Bir hurma tanesinin yarısıyla dahi olsa, kendinizi cehennem ateşinden koruyun. (Bir hurmanın yarısını) bulamayan kimse, (o zaman) güzel kelimelerle (tatlı sözlerle, kendisini cehennem ateşinden korusun!..)”.[1] buyuran Resulullah sallalahu aleyhi ve sellemden almıştır.
Ve netice; dünyaya kazandırılmış olan muhteşem fazilet medeniyetidir.
Bugün de İslâm medeniyetinin güzel örnekleri gönül dünyamızı aydınlatmaya ve ısıtmaya devam ediyor.
Konya’da yaşayan emekli esnaf Lokman Yıldız hastahanenin acil servisi önünde bedava çorba dağıtıyor.
Eşi Sıdıka hanım sabah 5:00’de kalkıp 150 kişilik çorba pişiriyor. Lokman bey de sabah namazını kıldıktan sonra çorba kazanını arabasına yükleyip, hastanenin önüne konuşlanıyor. Hastanede hastası olan, uzaktan yakından gelen, yolu oradan geçen herkesin o çorbadan bir hissesi var.
Lokman Yıldız “Yaşım elli beş. Kırk sene dünyaya çalıştım. Şimdi âhiretime çalışmak istiyorum. Allah ömür verdikçe haftada üç gün bu çorbayı dağıtmaya devam edeceğiz inşaallah. Birisi Allah razı olsun dese ne mutlu bana”diyor.
Ben çorbalarını ne gördüm ne içtim ama cân-ı gönülden diyorum; “Allah razı olsun Lokman bey ve Sıdıka hanım”
Bu haber, çorbanın kendisinden ziyâde lezzetli, içmesinden daha nâfi.
“Muhakkak ki Allah güzeldir; güzelliği sever!” [2]
https://www.youtube.com/watch?v=s3II_1iRO-I
[1] Buharî, Edeb 34. Müslim, Zekât 66
[2] Hakim, Müstedrek, I/26.







