Nurbanu Bakraç

Uzun zamandır yazı yazamıyordum. Çünkü çok yoğun bir okul hayatım var. Dersler, sınavlar, projeler, ödevler, yarışmalar derken zaman su gibi akıp geçiyor ve hiç boş zaman bulamıyorum. Ama nihayet bu hafta sonu boş vakit bulabildim. Kalemle kâğıdı elime aldım ve yazıyorum.

Hani dedim ya çok yoğunum; bu çalışmalarımdan biri de, abimle İngilizce çalışmak. Abim bana sözlükte A’dan başlayıp işime yarayacak kelimeleri çizerek, her hafta ezberlemem için on beş tane kelime veriyor. Bir dahaki haftaya kadar kelimeleri ezberliyorum ve abim bu ezberlediğim kelimelerle bana İngilizce cümleler, kısa paragraflar yazdırıyor. Açıkçası bunları yaparken hem eğleniyorum, hem de öğreniyorum. Hem de şaşırıyorum. “Neden?” diye sorarsanız; çünkü bizim Türkçede kullandığımız kelimeler, zamirler İngilizcede daha detaylı oluyor. Bir cümleyi yazmak için en az beş kelime kullanılıyor neredeyse.

Farklı bir dil olarak tek İngilizceyi değil, okulda Arapçayı da öğreniyoruz. Hele Arapça daha bir başka. Arapçada İngilizceden daha çok kelime ve zamir var. Ve hepsi birbirine çok benziyor. Bu yüzden Arapça daha kafa karıştırıcı. Ama buna rağmen İngilizce’den de, Arapça’dan da yüksek notlar aldım. Bu da beni çok sevindirdi.

Bazen düşünüyorum da, dünyada ne kadar farklı diller var. Hepsi birbirinden çok farklı. Yazılışları da öyle. Mesela ben Japon birisiyle karşılaşsam ve tanışmaya çalışsak, ikimizde birbirimizi anlayamadığımız için tanışmakta zorlanırız. Bunun yanında her ülkenin dillerinin farklı olması gibi kültürleri de çok farlılık gösteriyor. Bu da benim daha garibime gidiyor.

Dünya’nın dört bir yanında, farklı dillerle konuşan bir sürü Müslüman kardeşlerimiz var. Hepsi de kendi dilleriyle Allah’a ibadet ediyorlar ve dua ediyorlar. Düşünüyorum da; Allah öyle büyük ve Âlim bir  yaratıcı ki; Dünya’nın dört bir yanındaki her Müslümanı kendi dilleriyle dinliyor ve dertlerine derman oluyor. Ve hepsini de anlıyor. Oysa farklı bir dil okumaya çalışsak okuyamayız ya da bir bakışta anlayamayız. İşte Allah öyle büyük bir Alîm ki, her dilden, her tenden insanın isteğini anlıyor. Yarattığı her canlıyı kendi dilleriyle dinliyor. Kur’an-ı Kerîm’in dili Arapça olmasına rağmen Allah “Ben sadece Arapça dua, ibadet edenleri dinlerim” demiyor, her farklı dilde konuşan Müslümanları dinliyor.

Buradan anlıyoruz ki, Allah “Siz yeter ki bana kulluk edin, Ben sizi her zaman duyarım, dinlerim ve size cevap veririm” diyor. Bizde Onu dinlemeli, Onun isteklerini yerine getirmeli ve Ona iyi bir kul olmaya çalışmalıyız. Tıpkı Onun bizi anladığı, dinlediği ve dualarımıza cevap verdiği gibi…