TÜRKMEN AY

Metrobüste, eve dönüş yolundaydım. Çok kalabalık değildi, az bulunur bir haliydi. Sessizliği ayakta yolculuk eden gencin telefon konuşması bozdu. Yüksek sesle konuştuğu için söylediklerine biz de kulak misafiri olduk.

Anlaşıldığı kadarıyla telefonun diğer ucunda arkadaşı vardı. Ona başka bir arkadaşından gördüğü iyiliği anlatıyordu. Çok sevindiği cümlelerinden anlaşılıyordu. “Bana bir gelene ben koşarım” diyordu, sanki konuştuğu kişiye de mesaj verir gibiydi.

Onun konuşması devam ederken metrobüs yolcu almak için durdu. İnsanlar araca binerken bir inleme sesi tüm dikkatleri kendine çevirdi.  Bir hanım yanında bir genç kız içeri girdiler. Hanımın iki elinde iki koltuk değneğinin yardımıyla yürüyordu. Kırk yaşını geçmişti tahminen, yanındaki kız ise en fazla on yedi yaşlarındaydı. O kadar derinden ve sesli inliyordu ki!  Hemen yer verdiler kendisine, oturdu.

Önce ayağından bir hastalığı var herhalde diye düşündüm.  Yer veren bey “Geçmiş olsun” dedi. Sonra da nesi olduğunu sordu. Kadın başında bir ağrı olduğundan bahsetti. Çok uzun süredir böyleymiş. Kızıyla hastaneden dönüyorlarmış. O kadar derinden inliyordu ki, etkilenmemek mümkün değildi.

Önce içimden söyle bir düşünce geçti: Neden bu hastalar bir araçla muayeneye götürülmezler? Metrobüs  ya da otobüs beklemek zorunda olmamalılar.

Sonra içimdeki başka bir ses, “Ama o zaman biz onun bu halinden habersiz olacaktık. Şimdi ona şifa duası yaptık ve bize de bir nasihat edici oldu” dedi.

Şöyle diyordu kadıncağız:

“ Allahım, Senden bir saniye istiyorum. Sadece bir saniye…”

Çok üzüldüm. Yanına gidip bir şeyler söylemek istedim, ama doğru cümleleri kuramamaktan çekindim.

Gayri ihtiyari başımı camdan dışarı cevirdim, gökyüzüne. Hava açıktı, yer yer bulutlar vardı. Beyaz bulutlar ve birkaç da siyah bulut.

Beyaz bulutlar çok güzel. Öyle akıp gidişlerini izlerim çoğu zaman.

“Ama asıl rahmet yüklü olanlar siyahlar” dedi içimden bir ses. “Hele uzun süredir yağmur yağmadıysa dört gözle beklenirler. Duaya çıkılır yağmur için. Siyah bulutları arar gözler.”

Bulutlar beni öyle düşündürdü ve ferahladım:

Rabbimin rahmetinden umulur ki, bu hanımım yaşadığı bu zor sınav, onun dünyası ve ahireti için rahmet yüklü bulut gibidir. Vakti geldiğinde üzerine sağanak gibi yağar, onu ferahlandırır inşaallah.

Sonra Efendimizi hatırladım, gökyüzüne bakışını.