ŞEYMA GÜR

Şuarâ sûresinde sekiz peygamberin adı geçiyor: Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun, Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Salih, Hz. Hûd, Hz. Lût ve Hz. Şuayb (aleyhimüsselâm).

Her biri farklı asırlarda, farklı özellikleri, farklı kabahatleri olan, farklı kavimlere gönderilmiş. Ama hepsi aynı söz üzere olmuşlar:

“Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim.O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin!”

Sadece bu sûrede farklı yedi elçi, farklı zamanlarda aynı cümleyi kuruyor!

Ne kadar da güçlü bir vahdet delili!

Ve tarih boyunca olduğu gibi elçileri tasdik edenler az, inkâr ve itiraz edenler çok oluyor.

Ama Allah Teâlâ her seferinde elçisinin ve ona inananların arkasında. Elçilerini ve davetini reddedenlerin âkıbetlerini bildiriyor ve sûre boyunca sekiz kez dikkat çekiyor:

“Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Ama onların birçoğu yine de iman etmez.”

Satır arasında belki bir harf ile bir îmada bulunmasının bile bizim dünyamızda muazzam bir karşılığı olan Kur’an-ı Hakim’in aynı sûre içinde aynı cümleyi sekiz defa tekrar etmesi çok büyük bir şeydir; orada durup uzun uzun düşünmek icab eder.

Aziz ve Rahim olan Rabbimiz aynı sûrede sekiz kez başka bir şey daha bildiriyor:

“Şüphesiz yalnız senin Rabbin, karşı konulmaz bir kuvvet ve son derece merhamet sahibidir.”

Âlemlerin, bizim ve herşeyin sahibinde bu iki vasfın birarada mevcudiyeti, ve O herşeyin sahibi tarafından bu durumun defalarca altının çizilerek bildirilmesi, her anında o kuvvete ve merhamete sığınma ihtiyacı sonsuz olan biz aciz kullar için ne müjdeli ve inşirahlı bir haberdir!

İnsan başka ne ister?

***

Cenab-ı Hak buyuruyor: “Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayan kimseleri, âyetlerimi anlamaktan uzak tutacağım.” (A’raf: 146).

Demek âyetleri anlamaktan uzak tutulmak bir ceza olduğu gibi, anlayabilmek de bütünüyle ikrâm-ı İlâhi; her nimette olduğu gibi.

***

“Allah, içinizden iman edip salih ameller yapanlara şu vaatlerde bulundu: Kendilerinden öncekileri yeryüzünde hâkim kıldığı gibi, onları da mutlaka hâkim kılacak, onlara kendileri için razı olduğu dinlerini yaşama imkânı verecek ve korkularını güvene çevirecektir.” (Nur: 55).

Şimdi, eğer yeryüzü bir İslâm cennetine dönmemişse, dini yaşamak konusunda zorluklar yaşanıyorsa ve korkularımız bertaraf olamadıysa, hiç sağa sola değil, doğrudan doğruya iman ve amel durumumuza bakmamız gerekiyor.

Allah’ın va’di yeterince açık ve O va’dinden dönmez!