“Hadisleri Kur’an’a arz etmek” söylemi ilgi çekici tartışmalara yol açıyor.

Şanlıurfa Diyanet Eğitim Merkezi Eğitim Görevlisi Murat Padak, internet âleminde  dolaşımda olan bir yazısında konuyu farklı bir açıdan ele aldı ve “Âyetleri nereye arz edeceğiz?” diye sordu.

Her fırsatta hadisleri Kur’ân’a arz etmekten bahsedenlerin kendi söz ve eylemlerini de Kur’ân’a arz etmelerini teklif eden Murat Padak “Aynı şekilde hocaların, şeyhlerin, yazarların hatta siyasetçilerin de sözlerini Kur’ân’a arz edelim. Kim kendi sözlerini Kur’ân’a arz etmeye hazır?” diye sordu.

“Hadisler böyle tehlikeli, ucu açık bir söylemle reddedilmemelidir” diyen Murat Padak kendi disiplini içinde hadislerin merdud ve makbul olma kriterlerinin mevcut bulunduğuna dikkat çekti ve  “Onları işlevsel hale getirsek zaten problem çözülür” dedi.

Murad Padak’ın internette pek çok kez paylaşılan yazısı şöyle:

Bir sözün doğruluğunu anlamak için onu Kur’ân’a arz etmek güzel bir düşüncedir. Zira Kur’ân tüm hak ve bâtıl mezhep ve fırkaların ortak kitabıdır.

Meselâ bir hadisin doğru veya yanlışlığını anlamak için onu Kur’ân’a arz edelim. Güzel söylem.

Aynı şekilde hocaların, şeyhlerin, yazarların, hatta siyasetçilerin de sözlerini Kur’ân’a arz edelim. Kim kendi sözlerini Kur’ân’a arz etmeye hazır?

Mesela “Faiz hayatın bir gerçeğidir” sözünü Kur’ân’a arz edelim. Kâfir olarak ölen birisine “Allah teâlâ rahmet eylesin, onu cennete dahil etsin” sözünü de Kur’ân’a arz edelim.

Maalesef kendi sözlerini Kur’ân’a arz etmek istemeyenler başkalarının sözlerini, özellikle de hadisleri Kur’ân’a arz edelim diyorlar.

Bu kriter güzel bir söyleme benziyor. Kulağa hoş geliyor. Çekicidir. Slogan olarak da çok güzel. Kur’ân’a arz edelim.

Peki, Kur’ân’ı neye arz edelim? Ya da ediyoruz?

Örneğin şu âyetleri anlamak için hangi kriterleri kabul ediyoruz?

1- “İbrahim, dört tane kuş aldı ve onları parçaladı. Sonra her parçasını bir dağın üzerine koydu. Sonra seslendi ve kuşların parçaları birleşerek İbrahim’in yanına geldi.” (Bakara Sûresi 260).

Bu olayı bilimsel ya da aklın hangi kriterlerine uygun görüyor ve kabul ediyoruz? Bu ayetleri anlamak için Kur’ân’ı nereye arz ediyoruz?

2- “Yüz yıl uyudu. Yüz yıllığına ölü bırakıldı. Sonra diriltildi. Yiyecek ve içecek için zaman geçmemiş gibiydi. Hiç bozulmamıştı. Ama binek olarak kullandığı eşek ise çürümüştü. Kemikleri dağılmıştı. Sonra eşeğin eti ve kemiği yeniden birbirine geçirildi. Eşek yeniden hayat buldu.” (Bakara Sûresi 259).

Bu yüz yıllık ölümü, yiyeceğin bozulmaması ve eşeğin yeniden diriltilmesi, adamın yüz yıl sonra diriltilmesi hangi bilimsel kaideye ve akıl kriterine uygundur? Bu âyetleri anlamak için Kur’ân’ı nereye arz ediyoruz?

3- “Mağara arkadaşlarının (Ashabı Kehf) üç yüz küsür yıl uyuyup sonra uyanması âyetlerini nereye arz ederek kabul ediyoruz?” (Kehf Sûresi 9-26).

4- Mûsa Hızır olayında çocuğun ileride işleyeceği suçları işlemiş gibi gösterilmesi ve öldürülmesi olayını aklın hangi kriterine uygun görüyoruz? Nereye arz ederek anlıyor ve kabul ediyoruz bu kıssayı? (Kehf Sûresi 80-81).

5- Denizin yarılması, asânın yılana dönüşmesi, hüdhüd kuşunun konuşması, Hazreti İsa’nın ölüleri diriltmesi, Sebe kraliçesinin tahtının kaşla göz arası bir zamanda mekân değiştirmesi (ışınlama) ve diğer mucize diye kabul edilen Kur’ân âyetlerini hangi kriterlere göre kabul ediyoruz? Bu âyetleri anlamak için âyetleri inkâr etmiyoruz. (Şuara 32 ve 63, Neml 22-26, Maide 110, Neml 40). Âyetleri ya olduğu gibi kabul ediyor ve bunları mucize diye kabul ediyoruz ya da âyetleri yine kabul edip tevil ediyoruz.

6- Üç defa boşanan bir kadının eski kocasına dönmesi helâl değildir. Tek bir durumda eski kocasına dönebilir. Kadın yeni bir evlilik yapmış olacak. Bu evlilikten de memnun kalmayacak. Boşama olayı gerçekleşecek ve eski kocasına dönebilecek. Şimdi bu şartların Kur’ân’da değil de hadislerde olduğunu farz edin. Bu hükmü Kur’ân’a arz edelim diyecekler. Sonra da “Böyle bir şey olmaz. Peygamber böyle bir şey demiş olamaz!” deyip bu hükmü inkâr ederler. (Bakara Sûresi 230).

Kur’ân’da geçen bu hükmü nereye arz edelim? Nereye arz edersek bu hükmün geçerli olduğunu anlamış oluruz? Kriterimiz ne?

7- Kur’ân’da geçen nüşuz âyetini bir iki müfesssir hariç tamamı dövme anlamında kullanmıştır. İstisna olan müfesssirler bile dövmeyi kabul etmiş ancak tavsiye etmemişler. Zaten hiçbir müfesssir bunu ballandıra ballandıra anlatmamıştır. Hepsi misvak v.b. büyüklükte bir sopa ile incitmeden, yara bere etmeden hafifçe vurmak diye açıklamıştır. (Nisa Sûresi 34).

Peki, bu âyet hadis olsaydı? Hadis olsaydı başına çok olaylar gelirdi orası mâlûm. Ancak âyettir. Âyet olduğu için kimse inkâr yoluna gitmiyor. Ya usulüne uygun tefsir ediyorlar ya da mânâsını tevil ediyorlar. Peki, bunun kriteri nedir? Bu âyeti nereye arz ettik de kabul ettik?

Bu ve benzeri bir sürü âyet vardır. Aklın ve bilimin kabul etmediği bu kadar âyeti hiçbir yere arz etmeden kabul ediyoruz. Tevil ve tefsirler ile âyeti kurtarmanın yollarını arıyoruz.

Peki, aklımıza yatmayan, bilimsel zannettiğimiz kriterlere uygun olmayan, modern çağın gereklerine (!) uygun olmadığını zannettiğimiz hadisleri neden bir çırpıda siliyor, atıyor ve reddediyoruz? Hem de reddederken de kullandığımız metod çok ilginç!

“Ben reddetmiyorum. Kur’ân’a arz ettim. Kur’ân reddetti.”

Bunları söylerken tüm hadislerin kabul edilmesi gerektiğini savunmuyorum. Ancak hadisler böyle tehlikeli, ucu açık bir söylemle reddedilmemelidir. Hadislerin makbul ve merdud kriteri sadece Kur’ân’a arz değildir. Hadis, kendi disiplini içerisinde zaten merdud olacak bir çok kritere sahip. Onları işlevsel hale getirirsek zaten problem çözülür.

Murat Padak
Şanlıurfa Diyanet Eğitim Merkezi Eğitim Görevlisi