ZEYNEP TÜRKOĞLU

Duyunca şaşırmaya mecbur edecek cinsten bir haber doğrusu:

Dövme stüdyosuna giren adamı yakalayan dövmeci ceza olarak adamın alnına “Ben bir hırsızım” yazıyor.

Artık alnında kabahatini ilân ederek gezen biri mevcut. Bir daha yapmama ihtimali düşünülmeden alnına nakşedilmiş küçültücü bir yazı! Belki de yaftadan dolayı ben artık buyum diyecek bir adam!

Bu sahneden sonra, ümidime ümit ekliyorum aslında. Zerrelerime dahi yansıyan günahlarımın alnımda yazılmayışına, bana mühlet verilişine ve umut vaad ediyor oluşuma nasıl da derinden seviniyorum.

Ahhh ahhh!!!

Yazsaydı kabahatim tafsilâtıyla, kalır mıydı beden de yer? Düzeltebilir miydim kendimi? Benden umut kesmeyen Rabbime açıp ellerimi, tevbe edip, bir daha yapmayacağım diye söz verebilir miydim? İmdada yetişir miydi şu kelâm:

“Şüphe yok ki Rabbin, bir cahillikle günah işleyip ardından tövbe eden ve durumunu düzelten kimselerin yanındadır. Elbette ki Rabbin, onların bu tövbelerinden sonra çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.” (Nahl, 16:119).

Yok yok, günahlarım aşikâr şekilde yazsaydı, ne kadar mahcup olurdum, kim bilir? Asi olurdum, sahipsiz bir köle olurdum belki de. Ben buymuşum deyip iyiden iyiye düşüşe geçer, insanlıktan çıkardım belki de…

Ohhh, ohhh!!

Ne Rahim bir Rabbim var!

Her düştüğümde kaldıran, yaralarımı saran bir Rab!

Yokluk karanlıklarında hiç olan bu kulunu bir insan olarak varlık âlemine çıkaran bir Rab!

Sadece var etmekle kalmayıp bütün kâinatı onun hizmetine amade eden bir Rab!

Ve, en güzeli, günahlarımı alnıma yazmayan, Onunla aramızda bir sır olarak muhafaza eden ve bana tövbe kapısını ardına kadar açık tutan bir Rabbim var benim…

İşte bu benim servetim, saaadetim! Onun bana açtığı kapıdan girdiğim vakit silinir telâşım, kederim. Zira en emin yerdeyim, el-Emin’in himayesi altındayım.