ZEYNEP TÜRKOĞLU

Dile pelesenk olmuş bir cümle var. “Nerde o eski Ramazanlar?”

Kapıya gelen bu mübarek misafiri en iyi şekilde ağırlamanın telâşına düşecek yerde, hep maziyi anarız. Güya eski Ramazanlar bizden razı gitmiştir! Biz de vazifemizi hakkıyla ifa etmiş ve onu memnun uğurlamışızdır.

Oysa “Her yeni gün yeni bir âlemin kapısıdır” diyen Bediüzzaman gibi, biz de “Her yeni Ramazan ayı yeni terakkilere gebe” diyerek bu kazançlı günleri an be an yaşamanın, her saniyeye kulluk sığdırmanın,her dakikayı nurlandırmanın, ömrümüze ömür ilâve etmenin derdine düşsek…

Bu nurlu günlerde “Nerde o eski Ramazanlar”demek yerine, “Neydi o eski Ramazanlardaki eksiklerim?” desek… “Yapmadığım taatlerim,kaçırdığım fırsatlarım, elimden kayanlar, gidenler neydi?” diye düşünsek… Ömür vefa ettikçe her sene tamirat yapsak, kusurları kapatsak, geçen Ramazan’ın eksiklerini bu Ramazan tamamlasak.. İşte o zaman kulluğun kırık çatlak basamaklarını tamir eder de belki kendi miracımıza çıkarız..

Kim bilir, belki de bu Ramazan eski Ramazanlardaki gibi sadece mideye oruç tutturmakla kalmayız, diğer cihazatlarımız da ona eşlik eder. Midenin yanı sıra, dil de gıybete, yalana karşı kilit vurur kendine. Göz harama tenezzül etmez olur. Kulak, Kur’an sesinin yanında her mâlâyâni sesi kuru gürültü sayar ve tıkar kendini. Ve ayakların istikameti sırat-ı müstakim olur. Ve, ve, ve….

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سعى  (Necm, 39) “İnsana çalıştığından başkası yoktur“ buyuran Rabbimizin bu fermanı her vakit rehber olsun bize. Mükâfatların ziyadesiyle verildiği bu mübarek  ayda Kur’an okumanın, namaz kılmanın, iyilik etmenin, güzel ahlâka bürünmenin, hakikî kul olmanın tadına varalım. Ta ki Ramazan gitse de bu seneki ömürden, ağzımızın tadı bozulmadan bir dahaki vuslata kadar hep çalışalım. Bize hergün Ramazan olsun.