BİRCAN ERDEN SAYIN

Alzheimer teşhisi konulmuştu. Ancak birlikte geçirdiğimiz birkaç gün içindeki davranışlarına baktığımda hastalığın tarifindeki unutkanlığın ehemmiyetini düşünmeye başladım. İşte beni bu şekilde düşündüren hatıralardan bazıları:

  • Yağışlı bir günde yaptığımız şehir içi gezisinde otomobili süren 49 yaşındaki oğlunu “Aman oğlum yavaş! Sakın sıçratma, hava yağmurlu insanlar ıslanmasın” diye ikaz etmesi,
  • Gördüğü her çocuğa hayran hayran tefekkürle bakarak onları “Maşallah” diye sevip başlarını okşaması, hattâ televizyonda gördüğü çocuklara bile “Rabbim sizi hıfz etsin” diye dua etmesi,
  • Hasta ziyaretine gittiği evin yakınındaki inşaatta çalışan işçiler için “Bunlara çay ikram etmek gerek, yorulmuşlardır” demesi,
  • Her zaman evine birilerinin gelmesi için onların yollarını gözlemesi ve gelenlere hoş beşten sonra hemen bir şeyler ikram etme telâşına düşmesi, kimse gelmeyince de “Ne gelen var ne giden” diye üzülmesi,
  • Gecenin ilerleyen saatlerinde, “Aç aç uyunmaz bir şeyler yiyin” diye ısrar etmesi ve bizim bir şey yeme teşebbüsünde bulunmamız üzerine kendisinin dolaptan bulduğunu çıkarıp önümüze koyması,
  • İman hakikatlerini öğrenip hayırlı bir insan olması için birçok fedakarlığa katlanarak yetiştirdiği oğlunu “hoca” diye takdir etmesi, kendisinden dua istediğimde beni “O hoca, asıl ondan dua iste” diye tebessüm ederek ona yönlendirmesi,
  • Yıllarca eserlerini okuyup istifade ettiği Üstadının fotoğrafını görünce “Üstadların Üstadı” diye heyecanlanıp gözlerinin ışıl ışıl olması,
  • Şehirlerarası bir yolculuğumuz esnasında mola verdiğimiz bir lokantada yediği yemeklerden dolayı garsonlara tekrar tekrar teşekkür edip onlara iltifat etmesi (sonradan da “Sağ olsun kardeşler bize çok güzel sofralar hazırlamıştı” demesiyle anlamıştık ki sofranın sağlığında koşturduğu hizmetin bir parçası olan kardeşleri tarafından hazırlandığını zannetmiş!)…

Ve daha nice hatıralar…

Yaşanılan bir hastalık neticesinde maddî beyin hasar görmüş, ama anlaşılan o ki manevî beyne kolay kolay bir şey olmuyor.

Bir insan ilerleyen yaşına ve hastalığına rağmen etrafındakilere hâlâ muhabbetle, şefkatle davranma hassasiyetini taşıyabiliyorsa, bu duygularla hareket etmeyi unutmamışsa, varsın başka şeyleri unutsun. Hem her şeyden önemlisi Rabbini hiç mi hiç unutmamış. Yediği her lokmada öyle bir “Elhamdülillâh” deyişi var ki, sesi hâlâ kulağımda…

1 YORUM