ŞEYMA GÜR

Yerde ayak basacak yer yok!

Bu bahar bezenmiş yine yerler.

Renk renk, desen desen çiçekler.

Bildiklerim bilmediklerim.

Hepsi ayrı ayrı güzeller.

Beyazlar, eflatunlar, pembeler.

Tek tek baksam, bir bir sevsem değer.

Fonda taze yeşiller…

Peki ama Allah’ım,

Ben ayağımı nereye basacağım?

***

Asıl sahibini tanımayan kim?

“Sahibini tanımayan tek hayvandır arı” dedi arıcı Recep Amca.

Nasıl yani?

Vahye mazhar olan,

İsmi, Kur’ân’dan bir sureye isim olan,

Dünyaya gözünü açtığı dakikadan başlayarak Rabbinin emrine tam itaat etmek için durmamacasına çalışan,

Minicik kanatlarıyla günde beş kilometre çiçek çiçek dolaşan,

Hemcinsleriyle insanları kıskandıracak kadar mükemmel işbirliği yapan,

Gıdaların en latif, en tatlı ve en şifalısını hiç de umrunda olmayan insanlara, sahibi olan Allah öyle buyurduğu için sunan arı mı sahibini tanımıyor?

Ne kedi nankördür,

Ne de arı gafil Rabbinden.

İllâ kendisini mahlûkatın sahibi sanan insan!

***

Lâle dedi

Sordum lâleye:

Ne bu acele?

Bunca beklemeye,

Bu muydu yani?

Uzun uzun hazırlanmak

Bir görünüp kaybolmak için mi?

Dedi:

Vazife-i hayatımın semeresini sunmak için Rabb-i Cemilimin nazar-ı şuhuduna,

Yetmez mi bir ân-ı seyyâle?