HATİCE BİNNUR AVAN DEMİRCİOĞLU

İnsanın elinde tutup da şeklini verebildiği duygu var mıdır acaba? Yoksa akan suyun önünde sorgusuz sualsiz akıntıya kapılan ufak taşlar gibi midir duygu dediğin? Önünde diz çöktüren olmasa gerek, kafa da tutturamadığı gibi… Nanköre mi daha yakın, yoldaşa mı? Senden büsbütün mü kopuk içinde barındırsan da? Sen misin ona sığınan, o mu seni sığınağı bilen? O bir arı da sen bir çiçek; sana konan, senden birşeyler alan, sonra da sendekileri dağıtan…

Sense dağılan…

Bu mudur duygu?

Canını yaktığı kadar bencil mi, mutluluktan uçurduğu kadar merhametli mi? Gülümsettiği gibi sevecen mi, küstürdüğü kadar acımasız mı? Soldurduğu kadar yarı yolda bırakan mı, uçurduğu kadar tez canlı mı?

Duygunun rengi var mı ki?

Bazan al al, bazan ise mor mor ya da kireç gibi…

Sayısı var mı duygunun? Kaça kadar?  Sonsuz mu o da? Kalbinin attığı kadar mı yoksa? Pırpırcasına atarken tüm duyguların karışır mı sayıları içinde?

Sesi var mı peki?

Sadece içinden mi konuşur? Boğuk mu yoksa çoğu zaman boğazında düğümleyip geri gönderdiğin için? Çıktığındaysa ürkütür mü suskunluktan bunalıp patlarcasına?

Dili yok mu duygunun?

Dili gözlerinde mi? Parlarken sevincini gösteren, soldururken hüznünü dile getiren… Büyülttüğünde heyecanından haber veren, buğulandığında acısını söyleyen…

Yan yana mısın duygunla, iç içe mi, yoksa biriniz önde biriniz de kalan mı geride?

Sensin değil mi takip eden?

O elini uzatan, seni götürmek isteyen, sense onu takip eden… Belki de zorla peşine takılan; kimi zaman meraktan, kimi zaman inattan…

Ve merakın yüzünden gittin ardından. Bir müddet gittiniz yan yana. Sonra baktın, o öyle bir yol almış ki kalakalan sen olmuşsun duygunun ardında. Sana iyi gelmeyen yola girmişte ilerleyemez olmuşsun daha fazla…

Bir sağa bakmaktasın bir de sola. Yapayalnız kalmışsın adeta. Ne sabredebildin, ne seyredebildin. Hesap da soramadın; baştan hesapsız davrandın.

Yine aceleci, yine sağa sola sepe sepe hislerini en ihtiyacın olduğun an donup kaldın.

Anladın sonra, uçurmuşsun yerli yersiz tüm hislerini ilk karşılaştığınla. Sabredememişken makul olabileceğin en ufak bir şeye, ağlayıp durmuşsun belki de gülüp geçmen gereken bir hadiseye.

Şimdi en ihtiyacın olduğu an, tükettiğin, yanlışa kullandığın duygularının tükenmişliğiyle baş başasın.

Evham yaptın, çoğu kez “hiç”ten korkuttun içini.

Acı çektirmekten hiç sakınmadın, kıyas ede ede yedin bitirdin kendini. Oysa ki seni ilerletebilirdi gıpta ile yaklaşabilmen…

Hırs yaptın, zaman kolladın, acısını çıkartmak için fırsat bekledin. Halbuki ne boş vakit geçirdin… Hırsın sana faydası, daha çok faydada yoğunlaşmaktı…

Kimi zaman yanlışı merak edip sonunu görünce üzülerek zarar verdin kendine, kimi zaman abarttın, sen de farkindasın sevmekte sınır tanımadın, kalbini zorladın.

Kalbini kalbinin sahibine teslim etmedin, edebilirsin. İşte belki de o zaman  duyguların da yerli yerinde kullanılmışlığıyla yerinde ve zamanında; ne seni bırakan olur yarı yolda, ne de faydası dönüşür zarara. Hepsi birer olur derman, dost, tamamlayıcı tam anlamıyla her anında..