ZADİNE FİDAN

Mübarek Üç Ayların gelmesiyle, kendimize ufak ufak ayarlar çekmeye ve ara ara oruçlar tutarak Ramazan’a hazırlanmaya çalıştık. Ramazan’a kısa bir süre kala oğlum, “Anne seni tebrik ediyorum. Ramazan gelmeden evde havası esmeye başladı” dedi.

Birkaç gün sonra farklı bir ortamda yine Ramazan’la alâkalı pek çok şey konuşulmaya başladı. Ramazan’ın çocuklar üzerindeki güzel tesirlerini şevkle anlatıyorlardı. Ben de kendi iç sesimi dinledim. Ama benimki çok başka şeyler söylüyordu. Bu farkın nedenini merak ettim. Sessizce yanımda oturan, çok sevdiğim bir ablama fısıldadım:

“Abla, aynayı kendime tutuyorum. Hatta sözü kalbime veriyorum. Ama bu anlattığınız hal bende yok. Çünkü çocukluğumda biz oruç tutmak isterdik de ailemiz orucun büyüklere ait bir ibadet olduğunu düşünüp biz çocuklara tutturmazlardı. En sevdiğim öğün olan kahvaltı Ramazan ayında büyüklerin sahurda yediklerinden kalan yiyeceklerle hazırlanırdı. Sabah kalkıp da o artan yiyecekleri görünce anlardık ki büyüklerimiz sahura kalkıp oruca niyetlenmiş ve bizi yine kaldırmamış, oruç tutmamızı istememişlerdi. Bunun gibi başka örnekler…”

Benim eski anılarda kaybolmamı sessizce dinleyen abla, eliyle sırtımı sıvazladı:

“O zaman Ramazan’da yapılmaması gerekenler diye düşünmelisin” dedi gülerek.

Bugün sabah uyandığımda hâlâ bu meselenin etkisinden çıkamamış olmalıyım ki, gözümü açar açmaz mutfağa koştum. Çocuklarıma güzel bir kahvaltı sofrası hazırladım:

“Bu çalışma ‘Ramazan’a hoş geldin, kahvaltılara güle güle’ kahvaltısı. Kaçırmamanız önemle arz edilir. Zira önümüzdeki bir ay kahvaltılara sahur şeklinde devam edilecektir.”

Notunu masanın en göze çarpan yerine koydum. Bunu gören çocuklarım telâşla kaçıştılar. Ama onların telâşı bana tatlı bir huzur katıyordu.

Nimetleri bize bahş eden Rabbimiz, nimetlerin kıymetini anlamamız için bizi canlı mı canlı bir mevsimden, her yıl sanki ilk kez karşılıyormuşuz gibi heyecanlı bir mevsime geçiriyor. Çocukluğuma dönüp yine o Ramazan’lara baktığımda istemsiz olarak gözlerim doluyor. Uykuya direnerek “Anne beni sahurda uyandır” diye yalvardığımı veya sabah uyandığımda sahura kaldırılmamış olmanın verdiği üzüntü ve burukluğu hatırlıyorum. Sofra başında beklediğimiz Cennet esintileri taşıyan ezanları, iftarları özlemle hatırlıyorum. Ve bayramlıklarımı başucumda hazırlayıp heyecandan uyuyamadığım o bayram gecelerini dün gibi hatırlıyorum.

Çocuklarımız bugünkü Ramazan’ları nasıl hatırlayacaklar?