ŞEYMA GÜR

Hûd sûresini okurken aklımın parmağını, sûrenin deryasına daldırdım. Parmağıma gelen mânânın reşhası ile ruhumu suladım.

Hz. Nuh’un yanında durdum. Kendisini tasdik eden mü’minlere “ayak takımı” denilerek hor görülmelerine karşı onlardan vazgeçmemesi ile ferah buldum.

Ben de, kurtuluş gemisine, yüzmesinde ve durmasında Allah’ın adını anarak binmek istedim. Gemiye binmeyi reddedip inkâr edenler arasında kalan oğlu için Rabbine seslenişi ile sızladı içim. Sonra Rabbimin merhametiyle sükûn buldum. O oğlu veren Allah, sevgisini veren Allah, tesellisini de verecekti elbet.

Hz. Salih “Bundan önce sen bizim aramızda ümit vaad eden bir kimse idin” diye kınanmasına aldırmıyordu. Onlar arasındaki itibarının ayağına dolaşmasına izin vermiyordu. Dinini hayatının merkezine yerleştiren nicelerinin benzer şekilde kınanmalarını hatırladım: “Allah Allah! Çok da aydınlık fikirli biriydi oysa!” sözlerini… İtibarımız Allah katında olsun.

Hz. İbrahim’in, şefkatinden, Lût kavmini helâk etmek üzere gelen meleklerle tartışmasını izledim. Allah’ın hükmü kesindi, biliyordu elbet. Ama o çok halim birisiydi. Belki biraz daha mühlet tanınsa o kavim de ıslah olamaz mıydı? Sorusu bundandı. Ama o kavmin ıslah olacağı yoktu, gelmiş ve gelecek her şeyi bilen Allah biliyordu. İbrahim teslim oldu.

Sonra Hz. Lût’un azap meleklerini görünce yüreğinin daralmasını yüreğimde hissettim. “İşte bu zor bir gündür” dediğini âdeta duydum. Kavminin, meleklerin üzerine beşer sanarak yürümeleri üzerine duyduğu mahcubiyeti… Allah mahcup etmedi, etmez muttakî kulunu.

Şuayb’ın duâsı duâmızdır. Muvaffak olmamız ancak Allah’ın yardımıyladır. Ona tevekkül eder ve ancak Ona yöneliriz.

Asırdan asra atlayarak, o zamanlarda gezinirken, her seferinde, Cenab-ı Hakkın, peygamberlerini ve onları tasdik edenleri azap gününün rezilliğinden kurtarmasını izledim, hamd ettim. Kıyamet gününün dehşetinden mahfuz kalmayı umdum, diledim. Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermekten Allah’a sığındım.

Rabbimiz, “halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez,” bildim.

Ve kıyamet günü Muhammed ümmetinin, diğer peygamberlere de şahitlik edecek olmalarının bir sırrını galiba anladım. Kur’ân-ı Hakîm bizi o zamanlarda, o hâdiselerin içinde öylesine canlı levhalar halinde gezdiriyor ki, “Evet Ya Rabbena, şahidim ki Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Hûd, Hz. Lût, Hz. Şuayb, Hz. Salih, Hz. Musa aleyhimüsselâm vazifelerini yaptılar. Ellerinde apaçık mucizelerini tutarak, sadece ve sadece Sana güvenerek, kavimlerini seninle olan ahidlerinde durmaya çağırdılar. Bunun için onlardan hiçbir ücret istemediler. Emrettiğin gibi dosdoğru oldular” demek istiyorum.

Ve diyeceğim inşallah.