BİRCAN ERDEN SAYIN
Biz küçükken annelerimiz misafirliğe gitmek istedikleri komşulara müsait olup olmadıklarını sormak için bizimle haber gönderirlerdi. Komşu da müsaitse birkaç saate kadar da haber verilen ev sahibine gidilirdi.
Veya komşu çocuğu bizim eve gelir, annesiyle diğer komşuların müsaitsek bize gelmek istediklerini haber verir ve annem de birkaç saat içinde misafirleri ağırlamak üzere hazır olurdu.
Çoğunlukla çok önemli bir mazeret yoksa aynı gün misafir kabul edilirdi. O zamanki misafir ağırlamalarla şimdiki arasında ne fark var ki, o zaman birkaç saatte misafir ağırlamaya hazırlanırken, şimdi üç gün sonraya randevular alınır oldu? “Birileri ne der?” korkusuyla gereksiz ayrıntılara takılıp da birkaç saat içinde hazır olamamanın sebebi ne olabilir?
Bunları düşünürken kayınvalidemin anlattığı bir hatırayı hatırladım:
Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Mehmet Emin Birinci Ağabey Almanya’da bulunduğu dönemlerde zaman zaman onların evinde misafir olarak kalırmış. Kendisi dışarıdayken telefon açıp da “kızım çorbaya bir bardak su kat” dediğinde, kayınvalidem onun misafir getireceğini anlarmış.
Fakat çorbaya bir bardak su koymakla misafirin misafiri mi ağırlanırmış?
Bu soruya şu zamanın şartlarında cevap bulmak bir hayli zor olsa da, bir zamanlar bu pekalâ mümkünmüş:
Bir tarafta, pek az bir yemekle çok kişinin karnını doyurmak şeklindeki bir mucizeye mazhar Peygamberin ümmeti olmak…
Bir yandan da, bugünün üç günlük işini o günün üç saatine sığdıran bir zaman bereketi…
Acaba burada da mesele yine Sünnet-i Seniyyeye uymakta mı düğümleniyor?








Önemli bir konuyu gündeme taşımışsınız.
Hatta bana öyle geliyor ki, (gidişata bakılırsa) üç gün sonraya da olsa randevulaşabildiğimiz günleri arayacağız. Zira şimdilerde misafirler kafelerde, tesislerde ağırlanır oldu.