FUNDA DEMİRER

Amerikalı Jill Price (50) 8 yaşından bu yana yaşadığı her günü ayrıntılarıyla hatırlıyor. Öyle ki bir tarihte alışveriş yaptığı marketteki kasiyer kızı, kızın yanındaki arkadaşıyla  konuşmalarını, yahut 20 yıl önce annesiyle yaptığı bir sohbeti bütün ayrıntılarıyla anlatabiliyor.

Jill’in uzun yıllar boyu  geçtiği testlerden sonra milyonda bir görülen hastalığına teşhis konulsa da bu onun bütün hayatını zorlaştıran bir gerçekten öteye geçemiyor.

Yaşadığı kötü olayları, acıları ve sözleri ve bunları yaşadığı insanları unutamayan Jill’in sosyal hayatı nerdeyse yok. Eşi 42 yaşındayken felç geçirip ölmüştü Jill’in. Hiçbir şeyi unutmayan biri için bu durum her gün tekrarlanan bir acı olarak kalıyor.“Zaman bütün yaraları iyileştirir” diyor annesi, “ama bu Jill için geçerli değil. Onun kolay bir zamanı hiç yok:”

İyi – kötü yaşadığı her şeyi ayrıntılarıyla hatırlayan ve bunun ortaya çıkardığı stresle yıllardır doğru dürüst uyuyamayan kadın bu durumu “düğmesine basıp kapatamadığım bir lânet” diye tanımlıyor ve hayatını ekranı ikiye bölünmüş bir televizyona benzetiyor:

Aynı anda bir yanında bugün akıyor, bir yanında dün…

***

“Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür” demiş büyükler.

Ne kadar çok acıya, ayrılığa, musibete duçar oluyoruz hayatımız boyunca. Pek çok haksızlığa uğruyoruz, sevdiğimiz pek çok şey bizden yüz çeviriyor, güvenimiz darbe alıyor.

Altından kalkamayacağımızı sandığımız sorumluluklar, taşıyamayacağımız yükler, yüreğimizin dayanamayacağını sandığımız hüzünlerle geçip gidiyor yıllar. Ama biz istesek de istemesek de, tahammül etsek de etmesek de, kabullensek de kabullenmesek de geçip gidiyor işte. Mesele geçip giderken bizim hayata katıp katmadıklarımızda.

Ya unutmasaydık?

Bazan hayatın en büyük hakikati ölüm, zamansızlığı/nı unutturmayacak derslerle kapımızı çalıyor. Bu en büyük acı / ayrılık ilk gün ateşiyle kalsaydı yaşanır mıydı? Tam mânâsıyla bir unutma değil belki, ama zamanın Sahibi ilk yürek yangınına serptiği rahmet damlalarıyla o acıyı hafifleterek, merhemler sürerek soğutmuyor mu?

“Zaman olur ki, adem-i nimet, nimettir.”(Lemaat.)

Tam tersi ise isyanlarla maddi manevi cinayetlere dönüşebiliyor “Hafıza bir nimettir. Fakat ahlâksız bir adamda, musibet zamanında nisyan ona râcihtir.” Öfkeler, intikam duyguları, önü alınmamış yaslar, hayata / Hayatı Verene küsmeler sadece bu dünya ile sınırlı kalmayacak bir yangını büyütüyor ancak. Ki dünya bunun misalleriyle dolu. En fenası ise bunlarda ısrar edildikçe ziyadeleşmesi. ‘Acı acıyı, yas yası getirir, kötülük kötülüğü doğurur’ sözleri dolaşmaz mı bizim kültürümüzde?

“Nisyan da bir nimettir. Yalnız her günün âlâmını çektirir, müterâkim olmuş âlâmı unutturur.” Ya geçmiş boyunca biriktirdiğimiz elemler unutturulmasaydı?

Unutmamamız elzem olan hakikatler de var mutlaka. “İnsan nisyandan alındığı için, nisyana müptelâdır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır” (Mesnevî-i Nuriye) gibi kalbi ve hafızayı aslî vazifeyi unutturan bir alete dönüştürmek, nisyanı sakat bir anlayışla kabul etmenin neticesidir.

Elemleri azaltan bir özellik olarak hafızanın nisyan tarafı, hikmetten ve rahmetten sudur eden bir nimete dönüşüyor. Ve hafıza-i beşerde isyan ancak nisyan ile bastırılıyor…