ŞEYMA GÜR

Yaşıtlarınızın birer birer dünya değiştirdiğine şahitlik ettiniz mi?

Elinizin, ayağınızın eskisi gibi sözünüzü dinlemediğini fark ettiniz mi?

Gönlünüzün gittiği yere bedeninizin gidemediği durumları yaşadınız mı?

Kendinizi dünya ile âhiret arasında berzah-misal a’rafta hissettiniz mi?

Ölümü her gün defalarca düşünür oldunuz mu?

Nerede nasıl teslim-i ruh edeceğinizin merakı benliğinizi sardı mı?

Eski günlerinizin özlemi burnunuzun direğini sızlattı mı?

Geri gelmeyecek olan o günlerin…

Ömrünüz boyunca biriktirdiğiniz hatıraların başınıza hücum ettiği, anlatmak isteyip ama dinleyecek kimse bulamadığınız günlere eriştiniz mi?

Yaşlıları dinlemek dahi bir sadakadır, gördüm, bildim.

Dinlemek, sadece dinlemek.

Bazan zor olsa da…

***

İlk fırsatta beni kahve içmeye veya kahvaltı yapmaya davet eden sevgili ve yaşlı komşumu dinlerken düşünüyorum. İhtiyacı olan tek şey onu dinleyecek birisi.

Söylemden eyleme geçmek şeklinde ifade edilen durum, yaşlılıkta eylemden söyleme geçmeye evriliyor sanırım. İpler elenmiş, elekler asılmış. Sorumluluklar ve koşuşturmalar büyük oranda geride bırakılmış. Şimdi anlatma zamanı. Anlatırken yeniden yaşama zamanı.

Bazan “ahh!” bazan “ohh!” dedirten vakitler bunlar. Hüzünlü zamanlar.

Benim komşum talihli. Onun “oh!”ları fazla. Yani geride bıraktığı çileler. Şahit olduğum ise, akıbetinin evvelinden daha hayırlı göründüğü. Her şeyin doğrusunu Allah bilir.

Onu dinliyorum sıkça. Hem bana çok ibretler var anlattıklarında, hem bana sadaka vermiş sayılma imkânı.

Anlatma ihtiyacını görüyorum zira.

Etrafınızda ömürlerinin muhasebesini yaparken bir yandan anlatma ihtiyacı duyan yaşlılar vardır mutlaka.

Dinleyin onları iyidir.