Evet, her bir nebâtın çiçek açması zamanında ve sünbül vermesi ânında, tebessümkârâne mânevî tekellümleri hengâmındaki tesbihleri, kendileri gibi güzel ve zâhirdir.

Çünkü, herbir çiçeğin güzel ağzıyla ve muntazam sünbülün lisanıyla ve mevzun tohumların ve muntazam habbelerin kelimâtıyla hikmeti gösteren o nizam, bilmüşahede, ilmi gösteren bir mizan içindedir.

Ve o mizan ise, maharet-i san’atı gösteren bir nakş-ı san’at içindedir.

Ve o nakş-ı san’at, lütuf ve keremi gösteren bir ziynet içindedir.

Ve o ziynet dahi, rahmet ve ihsanı gösteren lâtif kokular içindedir.

Ve birbiri içinde bulunan şu mânidar keyfiyetler öyle bir lisan-ı şehadettir ki, hem Sâni-i Zülcemâlini esmâsıyla tarif eder, hem evsâfıyla tavsif eder, hem cilve-i esmâsını tefsir eder, hem teveddüd ve taarrüfünü, yani sevdirilmesini ve tanıttırılmasını ifade eder.

— 33. Söz 19. Pencere

[Fotoğraflar: Tuba Yüce]

1. Lâle tefekkürü

2. Lâle tefekkürü

3. Lâle tefekkürü

4. Lâle tefekkürü

5. Lâle tefekkürü

6. Lâle tefekkürü