ZEYNEP TÜRKOĞLU 

Taze bir güne uyandırıldığım bir sabah, mutfağımın minik penceresinden dışarı bakıyordum. Gözüme pencerenin dışına astığım temizlik kovam ilişti.

Kovanın içinde hummalı çalışmalar çoktan başlamış, sanırım son rötuşlar atılıyordu.Çalıları üst üste yığma işlemi nihayet bulmuş ve komşularım artık taşınmışlardı.

Evet, iki kumru ile komşuydum artık. Onların o masum minik gözlerini tefekkür etmek içimi açıyordu. Birkaç gün sonra da kovaya yeni bir sakin gönderildi. Zeytinden büyükçe, bembeyaz bir yumurta.

Ardından, birkaç hafta sürecek kuluçka nöbetleri başladı. Hava şartlarına aldırmadan, hizmetin içindeki lezzetle vazifelerini gördüler.

Ve yumurtaya can verdi Allah.

Görünce gözlerim yaşardı bu ihya mucizesi karşısında. Bu mucize, şu âyetleri hatıra getirdi:

Gökyüzünün boşluğunda Allah’ın emrine uyarak uçan kuşları görmediler mi? Onları havada tutan Allah’tan başkası değildir. İman eden bir topluluk için bunda âyetler vardır. (Nahl, 16:79.)

Göklerde ve yerde olanların ve kanat çırpan kuşların Onu tesbih ettiğini görmedin mi? Onların hepsi duasını da bilir, tesbihini de. Allah ise onların yaptıklarını bilir. (Nur, 24:41.)

Bana Kur’an âyetlerini tefekkür ettiren şuursuz kuşlar, şuurlu işler gördüler. Yağmur, soğuk demeden nöbete devam ettiler ve yumurtadan çıkan hayata hizmet ettiler. Sevk olundular.

Netice muazzam…

Kalsiyum karbonatla kaplı yumurtanın içinde, tam teçhizatlı bir kuş yaratıldı. Kanatlar takılmış. Gözler yerleştirilmiş, gaga ile donatılmış, tüylerle süslenmiş. Sanat sanat içinde…

Evet, gördüm. Neyi mi?

Hiçbir hayat belirtisi taşımayan yumurtadan, hayat yarattı Hâlık. Cihazlandırdı, süsledi  ve uçurdu o muhteşem sanat eserini.

Evet, okudum.  Neyi mi?

Esmâ-i Hüsnânın parıltılarını okudum az da olsa. “Hadisat satırları” altindaki mânâyı okudum eksik de olsa.

Yumurtaya can, bana da tefekkür dersi verdi Rabbim.