CANAN BAKRAÇ
Üst üste gelen iftar ve sahur davetleri ve işlerimin yoğunluğu sebebiyle bu ara pek evde duramamıştım. Yağmurun ıslattığı gün yorgun vaziyette kapıdan içeriye girebildim.
Ayaklarımın halıya basması ne kadar güzel bir duyguydu! Halım olduğu için şükrettim, halıya basan yorgun ayaklarım olduğu için şükrettim. Şükrettim yorgun bedenimi yatağa attığımda, yatağım olduğu için şükrettim.
İftar yaklaşıyordu, yavaş yavaş mütevazi soframı hazırladım. Oysa birkaç gündür ne kadar şaşaalı sofralardaydım! Ama özlemiştim soframı, bütün ailemin bir arada olmasını özlemiştim. O mutluluk içerisinde orucumu açtım.
Çorbamı içerken, Suriyeli kardeşlerim geldi aklıma:
Ne kadar özlemişlerdir vatanlarını,
Ne kadar özlemişlerdir bombalar altında kalan yuvalarını,
Ne kadar özlemişlerdir sıcacık sofralarını,
Ve ne kadar özlemişlerdir sevdiklerini…
Ben kendi vatanımda, bu kadar rahatlık içerisinde özlemişsem bana ikram edilen nimetleri, kim bilir onlar ne kadar özlemişlerdir her şeylerini!
Onlar Muhacirdi, bense Ensar…
Peki onları bir Medineli gibi karşılayabilmiş miydim? “Hangisini misafir etsem?” diye telâşlanmış mıydım? Yakınlarımla istişare etmiş miydim “Kardeşlerimiz için ne yapsak, nasıl destek olsak?” diye? Peki “Bu küçük yavruların hali nice olacak?” diye düşünmüş müydüm?
Utandım, Medinelilerden utandım.
Onlar küçücük hanelerini, azıcık ekmeklerini, tatlı sohbetlerini paylaşmışlardı misafirleriyle. Peki ben ne kadar paylaşmıştım Suriyeli kardeşlerimle?
“Bu Ramazan benim için yeni bir başlangıç olsun” diye niyet ettim.
Niyet ettim, “Hakkıyla ilgilenemediğim kardeşlerim için daha duyarlı olayım” diye.
Niyet ettim, “Kardeşlerimin elini daha sıkı tutayım, ekmeğimi daha çok paylaşayım, dertlerini daha çok dinleyim” diye.
Şükrettim Rabbime, daha da geç kalmadan farkına vardığım ihmalim için.
Yine şükrettim Rabbime: Bana şükretmeyi nasip ettiği için, şükrettim.







