FUNDA DEMİRER

Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm bir gün Cebrail aleyhisselam ile birlikteydi, günlerdir yemek yememişti. Cebrail aleyhisselâm ile bunu paylaşınca birden gök gürültüsü gibi bir ses duyuldu. Bir melek iniyordu. (İmam Taberanî onun İsrafil aleyhisselâm olduğunu söyler). Cebrail, Efendimize bu meleğin dünyaya ilk defa indiğini haber verdi. Melek Cenâb-ı Hak’tan selâm getirmişti. Yüce Allah şunu soruyordu:

“Hükümdar bir peygamber mi, yoksa kul bir peygamber mi olmak istersin?”

Allah Resulü, Cenab-ı Hak’tan gelen bu teklif karşısında tahayyürle Cebrail’e baktı. Cebrail Allah Resulüne işaret ederek şöyle dedi:

“Ey Allah’ın Resulü, Rabbine karşı mütevazi ol.”

Allah’ın Resulü de aynı şeyi talep ederek, “Kul bir peygamber olmayı isterim” buyurdu.[1]

Bu tercihi dolayısıyla Peygamber Efendimizin günlerce aç dolaşması, hattâ açlıktan karnına taş bağlaması sık sık görülen bir durumdu. Peki, dileseydi kâinatın en zengini olacak, saraylarda yaşayacak olan Allah Resulünü bütün bu rahatlıktan alıkoyan neydi?

Kul peygamber olmak en başta Hakka karşı mütevazi olmakla birlikte halka karşı da samimiyet demekti. Kendisini onlardan ayıracak, öteleyecek bir yere oturtmadan, içlerinde dolaşmaktı. Onlardan daha rahat bir evde yaşamadan, daha iyisini yemeden, giymeden, hattâ daha zor şartlara razı olarak eşit olmaktı. Malın, mülkün, makamın, koltuğun kaygısından uzak davayı paylaşmaktı. Kul peygamber olmak “Ben de sizdenim” mesajı vermek değil, bunu yaşamaktı.

Şüphesiz Peygamberimizin de ekonomik açıdan rahat edebileceği devreleri olmuştur. Ama o ne geçip gideceği bir gölgelik için rahat peşine düşmüş, ne de tek başına yaşayacağı, Ashabından ayrılacağı bir lüks içinde olmayı tercih etmiştir. Onun dünya rahatlığı için vereceği öğütlerden sadece biridir:

“Şu üç şey Âdemoğlunun saadetindendir: saliha bir hanım, geniş ev, rahat binek.”[2]

Peygamberimizin ve o dönemin şartlarında geniş ev ve rahat binek modelinin ömürleri hicret, fetih ve cihadla geçenler için ne anlama geldiği, bütün siyer kitapları ile malumdur. Zaruri ihtiyaçları kadarıyla nasiplendikleri dünya nimetleri nerdeyse her ölçüsüyle verilmiştir. Yani modern dünyanın geniş ev ve rahat binek  niyetlerinden çok uzaktır.

Bir önceki ‘Sade Hayat’ yazısında[3] belirtildiği üzere âhireti dünyaya tercih eden Peygamberimiz, yanında zenginlikten bahsedildiği zaman defaatle sade hayatın imandan olduğunu hatırlatıyordu. Tıpkı Peygamber aleyhissalâtü vesselâm gibi etrafında hâlelenen Sahabîleri de tarihe ekonomide açtıkları çığırlarla değil, manevî değerlerle yükselen bir Asr-ı Saadeti yazacaklardı.

Aslında onun (aleyhissalâtü vesselâm) hayatından sade hayat misalleri seçmeye kalkışmak bütün hayatını anlatmak olacaktı. “Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok anan kimseler için, Allah’ın Elçisinde size güzel bir örnek vardır”(Ahzâb s:21) ayetinden yola çıkarak Peygamberin tümüyle sadelikle geçmiş dünya hayatına bakılacak olursa, insanoğlundan istenen ahirete yönelmesinin hikmetleri anlaşılıyor. Çünkü Kâinatın nuru, âhiretin şefaat makamı, Cennetin en kıymetli sakini olmak, Âdemoğlunun dünyasını tatmin edecek ölçülerde değil, onun eşyanın (her ne varsa) dünyaya bakan fani ve fena yüzünden vazgeçmiş hayatında saklı…

[1] Müsned, 2:231; Kenzü’l-Ummal, 7:191.

[2] Müsned, 1:168.

[3] Bkz. https://barlaplatformu.com/2017/02/25/sade-hayat-imanin-bir-tezahuru/

[1] Müsned, 2:231; Kenzü’l-Ummal, 7:191.

[2] Müsned, 1:168.