TÜRKMEN AY

 

Bu zamanda isrâfâta medar olacak para çok pahalıdır.
Lem’alar

 

Sade ama bir o kadar da etkileyici bir cümle: “Para çok pahalıdır.” Okuduktan sonra zihnimde dönüp durdu. Para nasıl çok pahalı olur ki? Dünyamızda pahalı olan, satın alırken çok para ödediğimiz şeydir, hattâ bunu değerli olarak tanımlamayı öğrendik biz.

Kıymetli Üstadım diyor ki, “Öyle değil, fark et bunu.”

Nasıl fark edelim ki? Fark etmek için durmak gerek. Duracak zamanımız yok. Sürekli yetişmemiz gereken yerler var. İşimize, otobüse, eve  yetişmeliyiz. Bir bakıyoruz ki günümüz geçivermiş. Tüketim toplumuyuz, sürekli bir şeyler satın alarak, yani tüketerek mutlu olunabileceği öğretildi bize. Bunu kabul ettik, öyle de yaşıyoruz. Satın almak için paraya ihtiyacımız var. Para kazanmak için ise çalışmak lâzım.

Çalışmak güzel. Bununla bir sorunumuz yok. Ama parayı kazanmak için çalışırken bir şey harcıyoruz biz. Emekten daha önemli bir şey. Zaman, yani dünyada bize  verilen ömrümüz. Hani bir gün biteceği âyetlerle bize bildirilmiş olan. Yaşanan ölümlerle bittiğine gözlerimizle tanık olduğumuz. Yani sınırlı. Çok güzel bir söz okumuştum, şimdi kime ait olduğunu hatırlayamadım: “Zamanla her şeyi satın alabilirsiniz, ama zamanı neyle satın alacaksınız?”

Neyi tükettiğimizin farkında mıyız? Paha biçilemez bir şeyi. Bir bilim-kurgu filminde şöyle bir replik vardı:

“Dünyanızda insanlar kaynaklar için savaşıyor. Ancak uzayın enginliğine erişme imkanı bulduğunda, uğruna savaşmaya değecek tek bir kaynak olduğunu görürsün: daha çok zaman. Zaman evrende tek başına en değerli metadır.”

Bu kadar değerli olanı harcayarak kazandığımız, ne kadar değerli. Parayı harcayarak aldıklarımız harcadığımız zamana değiyor mu?

Bir şey daha: Burada  harcadıklarımızın  hepsinden sorumlu olacağımız bir yer var. Sonsuz bir zaman var. O  sonsuzluğu nerede geçireceğimiz ise dünyada harcadıklarımıza bağlı. Evet,  gerçekten para çok pahalı.