ŞEYMA GÜR
Metroya Suriyeli bir kadın ve bir erkek geldi. Erkeğin kucağında bir çocuk vardı ve yanık yanık ağlıyordu. Biz metro halkı çocuğu bir süre dinledikten sonra, yaşlı bir kadın oturduğu yerden kalkarak, oturması için kadını yerine çağırdı. Kadın oturdu ve ağlayan çocuğu kucağına aldı. Erkek, yer veren yaşlı kadına “anne” diye hitap ederek Arapça bir şeyler söyledi. Belli ki teşekkür etti. O sırada ayakta yolculuk yapan genç bir kız, o teyzeye takdir ve sevgi dolu bir gülümsemeyle baktı.
Çocuk bir süre sonra sustu.
Yaşlı kadın bir yere dayanmıştı ama o duruşuyla yanında olanları sıkıştırıyordu. Ben ise metroda oturacak yer bulamayanlar için en tercih edilir yer olan bir köşedeydim. Rahatça sırtımı yaslayabiliyordum. Yerimi ona ikram ettim. Bana teşekkür ederek yerime yerleşti.
Sonra konuşmaya başladı. Aslında bel fıtığı olduğunu, ama çocuğa dayanamadığını, çocuğun ateşi olduğunu zannettiğini, bir arkadaşı ile buluşup akşam üzeri Menzil’e doğru yola çıkacaklarını ve daha bir sürü şeyi bir çırpıda anlatıverdi.
Sabah bir kardeşimin gönderdiği mesajı hatırlayıp kendi kendime gülümsedim. Beni rüyasında görmüştü. Rüyasında çok konuşan bazı teyzeleri dinliyormuşum.
Yaşlı kadın sonra sustu ve dudakları kıpır kıpır, içinden bir şeyler okumaya başladı. Kimbilir belki istiğfar, belki salavat, belki kelime-i tevhid…
Biz Müslümanlar böyleyiz.
Ayakta iken, otururken veya yatarken Allah’ı zikretmeyi severiz.
İnerken benden ismimi sorup helâllik istedi.
Ne demek!
Ben de dua istedim, evlatlarım için.
Biliyorum, eder.







Toplu taşımada ya da yolda yürürken ben de çokça görüyorum bu mübarek teyzelerden. Dudakları kıpır kıpır… onları görünce ben de hemen okumaya başlıyorum 🙂 belki farkında değiller ama bu hâlleri ile nicelerini hayra davet ediyorlar.