NUREFŞAN GÖKALP

İlkokulda din dersindeydik. “Besmelenin anlamı nedir, bilen var mı?” dedi hocamız.

“Var” dedim: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.”

Bekledi hoca. Cümle bitmemişti. “İşime başlarım” diye bitirdi cümlemi.

Ben tekrarladım, bu defa ben de emin olamayarak ve sanki eksik söylüyormuşçasına “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” dedim.

Tekrar tamamladı cümlemi: “İşime başlarım.”

Oturdum yerime, düşündüm: Gerçekten de yarım gibiydi sanki. Yıllar geçince ve yarım kalmış gibi gözükecek kadar kısa olan şu Besmele âyetini ve mealini tekrar tekrar okuyunca anladım ve bazan öyle çok hissettim ki, ne kadar da tamdı bu cümle… Ne kadar da her şeydi… Türlü rahmet kapılarının anahtarı idi; her birinin kilidine uyan sihirli bir anahtardı ve aczini bilmekti ve fakrını hissetmekti ve teslim olmaktı; bu yüce unvanla en emniyetli yerde emniyette olmaktı. Yalnızca insan için değil, bütün kâinatın ve hayvânâtın ve nebâtâtın sihirli bir cümlesi idi. Aynen şöyle ki:

Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları Bismillâh der, sert taş ve toprağı deler, geçer. Allah namına, Rahmân namına der; her şey ona musahhar olur.

Madem her şey mânen “Bismillâh” der; Allah namına, Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz. Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız. Öyle ise, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.”

Birinci Söz, Bediüzzaman Said Nursi