ZEYNEP TÜRKOĞLU

Zararlı bir alışkanlıktan yakasını kurtaran adamın hikâyesi dikkatimi çekti.

22 yıl boyunca sigara içtikten sonra sigarayı bırakan adam sekiz sene boyunca “Sanki içtim” deyip sigaraya harcayacağı parayı kumbaraya atar. Ve nihayet sıra paraları saymayı gelince netice karşısında hem ağlar, hem güler:

Bir yandan 22 senelik ziyanına eyvahlar çekerken, bir yandan da sekiz senede biriken 70 bin liralık kârına sevinir!

Fakat işin bir başka boyutu daha var:

Dünyadaki maddi kayıplar bu kadar hüzne vesile olabiliyorsa, ahiretteki kayıplar nice ola?

Yiyeceklerin, kıyafetlerin, hülâsa herşeyin çok renklere boyanıp sunulduğu, ihtiyaç olmayan çoğu şeyin ihtiyaç gibi satılıp alındığı şu asırda biz de nefsimize deyiversek:

Sanki yedim, sanki içtim, sanki aldım, sanki giydim…

Nefsinden kurtardığı paralarla Sankiyedim namındaki mescidi inşa ettiren adam gibi, bizler de neler inşa ettiririz kimbilir…

Kimbilir Rabbimizin şu ayetini kalbimizde, ruhumuzda inşa ederiz de israfata giden yollara yolumuz düşmez olur:

“Onlar harcadıklarında ne saçıp savururlar, ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan, 25:67.)

***

Maddî israfatın önüne “sanki” ile set çektiğimiz gibi, manevi israfata da “sakın”ile perde çekmeliyiz.

Dilimiz yalana, gıybete, kötü söze meylettiği vakit “Sakın, dilim!” deyip şu hadis-i şerifi dilimize kilit yapmalıyız:

“İnsan sabaha erişince organları, dili susturup şöyle derler: Hakkımızda Allah’tan kork. Çünkü biz seninle beraberiz; doğru olursan biz de doğru oluruz, eğri olursan biz de eğri oluruz.” (Tirmizî.)

Gözümüz harama, kalbimiz şerre meylettiği vakit, “Allah gözlerin hain bakışlarını ve kalplerin gizlediklerini bilir” (Mü’min, 40: 19) âyet-i kerimesi ahiretimizi bize âhiretimizi düşündürsün, gözümüzü ukbâya çevirsin.

Sanki’ler ve sakın’lar, bizi bu hayatın vartalarından kurtarıp ebedî bir saadete merdiven olsun.