“Sözler hakkında, tevazu suretinde demiyorum; belki bir hakikati beyan etmek için derim ki:
Sözlerdeki hakaik ve kemâlât benim değil, Kur’ân’ındır ve Kur’ân’dan tereşşuh etmiştir.
Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hâsiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.” (28. Mektup)

SEMA YÜCE

Evet, Üstadımız kuru çubuktur.

İnsanlık zaten bunu keşfetmekle vazifeli değil mi?

İnsanlığın çıkabileceği en yüksek nokta bu değil mi?

Mutlak Kudret karşısında âcizliğimizin ilanı.

Allah’ın bin bir esmasının karşısında insan ne olabilir?

Hiçbir şeyin sahibi olmayan, herşeye muhtaç bir âciz.

Hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan bir biçare.

İstekleri sonsuz, kudreti sıfır.

Bu Üstadımızın en büyük keşfidir.

Acz, fakr, şefkat, tefekkür yolunu bulmuştur.

Allah’ın bulmamızı istediği şey.

Bizi dünyaya bence bunun için gönderdi.

Bir hiç olduğumuzu anlamak,
mülkü hakiki sahibine teslim etmek için.

Bizde hiç bir şey kalmayacak şekilde.

Üstadımız bence bunu yapıyor.

Belki de bu tam iman edildiğinin göstergesi.

Bizi kandıran değişik değişik şirklerin tamamen ortadan kaldırılması.

Onun bunun altına saklanmış, mülkten çalmaların tamamen sıfırlanması.

Bu sıfır noktasıyla ubudiyet.

Namazımızla aslında biz bunu ilan etmiyor muyuz?

Kulluğun, hiçliğin tam anlamıyla sergilenmesi.

İnsanın tüm kâinatı temsiliyle secdeye gitmesi.

Sübhanallah,

Elhamdülillah,

Allahu ekber nidalarını tüm âlemlere ilân ederken,
aslında bunu hiçliğimizle yapmıyor muyuz?

Bu hiçlik sayesinde Esma-i Hüsnaya ayna olmuyor muyuz?

Bu hiçliği sayesinde âlemler ona açılmıyor mu?

Kuru çubuk olabilmek insanlık için ne büyük bir şeref!

“İnsan hayra ve vücuda bakan yüzü ile ancak feyze kabil, vereni kabul eder.” ( 30. Söz.)

Veren ise Rabbimiz.

Aslında Rabbimiz her insana, her an veriyor.

Ama sadece hiçler alabiliyor.