EMİNE DEMİRTAŞ SİRKECİOĞLU
– Anne, sen de yaşlanınca anneannem gibi mi olacaksın?
– Evet, kızım.
– Ama ben senin yaşlanmanı istemiyorum. (Yüzünde ağlamaklı bir ifade.)
– Aynı şeyi benim aklım da, duygularım da istemiyordu kızım. Sonra kendimle uzun uzun konuştum. Yaşlanınca neler yaşayacağımı hayal ettim. Artık büyük işlerin peşine takılacak kadar gücüm olmayacak belki; uzun yolculuklara çıkacak takatim, kendi işlerimi görecek kuvvetim kalmayacak. Ama ruhum hiç değişmeyecek. Aklım, kalbim ve hayallerim benimle kalacak. Bir şeyleri yapamadan, ama hayal ederek de yaşayabilir insan. Aklım ve kalbimle başka alemlerde dolaşabilirim. Yaşlandıkça algılarımız daha da gelişiyor, o zaman yeryüzündeki güzellikleri daha iyi görüp anlayabilirim. Allah’ımı daha iyi tanıyıp şükredebilirim. Hem ben şimdi hasta olduğumda kim bana şifa veriyor, üzüldüğümde kim benim üzüntümü gideriyor, gücümü kaybettiğimde bana kim güç veriyor?
– Allah.
– Peki, bu sıkıntıları daha fazla yaşadığım zaman bana yardım etmez mi? Biliyorum ki O, beni ve seni çok seviyor. Beni en çaresiz olduğum zamanda yalnız bırakır mı? Yardımsız bırakır mı? Şefkati buna izin verir mi?
Tatlı bir gülümseme ile, hayır anlamında başını sallıyor.
– Hem biliyor musun, ben yaşlandıkça sen büyüyeceksin. Benim şimdiki yaşımda olacaksın. Seninle aynı boyda olacağız, oturup şimdikinden daha güzel sohbetler yapacağız. Senin büyüyüp benim gibi olman için benim de yaşımın ilerlemesi lazım. Böyle olsun istemez misin?
– İsterim. Peki, ya öldüğünde ne olacak, anne?
– Yine Onun, yani bizi seven, her zaman bizi koruyan, gözeten, ihtiyaçlarımızı şefkatle gönderen Allah’ın misafiri olacağım. Ne ben, sen yalnız kalmayacağız. Gönlümüzü hep teselli eden yine O olacak. Bizi yine mutlu eden O olacak.
Hem biliyor musun, “Sen Onu nasıl tanırsan, O sana öyle davranacak” diyor Peygamberimiz. Sen Onu böyle tanırsan, O da sana şefkatle ve sevgiyle davranacak. Sen zaten Onun çok merhametli olduğunu ve kullarını çok sevdiğini biliyorsun.
– Evet. (Minik dudaklarda yine tatlı bir tebessüm.)
***
Bu “evet”in arkasında, Allah hakkında yaptığımız sayısız sohbetler var, henüz altısındaki kızımla. Her birinde Rabbini daha iyi tanıyan, tanıdıkça endişe ve korkularından uzaklaşıp mutluluğa ve huzura kavuşan bir Meryem Hümeyra ile karşılaşıyorum.
Buradan şunu anlıyorum ki, hayatın herhangi bir karesinden anlam çıkarma derdine düştüğümüzde, eğer söz Allah ile başlıyor Allah ile bitiyorsa, sizin nasibinize huzur düşüyor. Hani insanın her sorusunda aradığı o tatmin duygusu. Her zaman peşinde olduğu şey.
Ama bu gerçeği, hızlı bir hayatın içinde fark edemiyoruz, fark etmemiz de güç. Hayat zaten hızlı akıyor, bizler ise bizi daha fazla hızlandıran bineklerin üzerindeyiz.
O yüzden bir bebek, bir çocuk, bir çiçek, bir engelli, bir yaşlı hayatımızı yavaşlatıyorsa – iyi ki yavaşlatıyor – biz onlara bakmıyoruz; o yavaşlamış hayat temposu içinde biz kendimizi buluyoruz.
Bırakın onlar size ayak bağı olsun, ağır ağır çıkartsınlar ömür basamaklarından. Siz de durduğunuz o durakta kısmetinize hangi hakikat manzaraları dizilmiş, seyre başlayın. Hayatı da derinden derine sorgulayın, onun kardeşi ölümü de. Sonra Rabbinizin sizin için ne çok rahmet hediyeleri gönderdiğini ipuçlarını birleştirerek bulacaksınız.
Ve o durağın ismi “huzur” olacak.







