ŞEYMA GÜR

Ramazan’ın son günleri. Bir kıt’adan diğerine geçip sevgili kuzenimin iftar davetine gidecektim. Vakitlice hazırlandım. Tam kapıdan çıkacakken cüzdanımın yerinde yeller estiğini fark ettim. Kimliğimin, banka kartımın, ehliyetimin, İstanbul kartımın ve biraz da paramın olduğu cüzdanım!

Çantama, çekmecelere, pardesü ceplerime, en zayıf ihtimalleri bile düşünerek evin her tarafına baktım.

Yoktu!

Gün zevale dönmüşken ne yapabilirdim? İftara gidemezdim. Ne param ne İstanbul kartım yoktu. Banka kartımı iptal ettirmeliydim. Kimliklerim… Onları ne zaman, nasıl çıkaracaktım? Sabah şehir dışına yolculuk yapacaktım. Artık hiçbir yere gidemezdim. Her şey alt üst olmuştu.

Bu kâbus gibi senaryo böyle olabilirdi ama olmadı ve olaylar başka şekilde gelişti.

Bir önceki akşam eve dönerken taksi kullanmıştım.  Parayı ödedikten sonra taksiden inerken  cüzdanımı düşürmüş olmalıyım.

Cüzdan geceyi dışarıda geçirmiş. Sabah işine gitmekte olan bir hanım cüzdanı bulunca içine bakmış. Öğretmenevi kartından yola çıkarak internet üzerinden eski çalıştığım okulun adresine ulaşmış, telefon numarasını bulmuş ve orada çalışıp çalışmadığımı sormuş. Eski okulumdan beni arayıp durumu haber verdiklerinde henüz cüzdanımı düşürmüş olduğumun farkında bile değildim. Cüzdanımı kaybettiğimi  anlamadan bulmuştum.

Hemen verilen telefon numarasını aradım. Evime yakın bir güzellik salonunda çalışan Sevgi hanım imiş kahramanım. Aldırmadan geçmemiş, “bana ne” dememiş, emek edip beni aramış ve bulmuştu Allah razı olsun.

Bana ne çok şeyimi geri vermişti! Nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim. Para teklifimi kabul etmedi. Sadece cüzdanı sahibine ulaştırmak istemişti.  Başka bir beklentisi yoktu.

Bir kutu bayram çikolatasını zorla kabul ettirebildim.

Rahmetli kayınvalidem “Elde iyi çok” derdi.

Öyleymiş gerçekten.