ESRA KÂĞIT

Mekke’de bir Cuma günü idi.

Kâbe’yi görebileceğim bir yere oturduktan sonra çantamdan Hizbu Envâri’l-Hakaikı’n-Nuriye adlı dua kitabını çıkartıp okumaya başladım.

Günlerden Cuma olması hasebiyle çok yoğun bir kalabalık vardı. Etrafım ümmet-i Muhammed’in çeşit çeşit renkleriyle bezenmişti.

Sağ yanımda oturan, elimdeki dua kitabını göz ucuyla okumaya çalışan kardeşimi fark edince kafamı kitabımdan kaldırıp ona tebessüm ettikten sonra tekrar okumaya devam ettim.

Sanki bunu bekliyormuşçasına hemen selâm verip nereli olduğumu  sordu. Kısa bir muhabbetten sonra izin isteyip dua kitabımı elimden aldı. Önce sayfalarını hızlı bir şekilde çevirdi, sonra bölüm bölüm okumaya başladı.

Okudukça heyecanı arttı ve cep telefonunu çıkartıp sayfaları fotoğraflamaya başladı.

Hani çok kıymetli birşeyle karşılaşır ya insan, ayrılmak istemez ondan, elinden çıksın istemez ve bulmuş olmanın sürûru ile geç kavuşmuş olmanın hüznünü bir arada yaşar. İşte o hâli gördüm Mısırlı kardeşimde.

Birkaç sayfa fotoğrafladıktan sonra çantasından kalem ve defter  çıkartıp bu kez de yazmaya başladı. Fesübhanallah! Duaları satır satır yazıyordu.

Yazarken bir ara “Bu kitap nerede satılıyor, nasıl bulabilirim, ücreti ne kadar?” gibi sorular sordu.

Kırık dökük Arapçamla cevaplamaya çalıştım.

Sonra kendisinden bir bölüm okumasını rica ettim. Sevinçle okumaya başladı. Öyle güzel okuyordu ki… Biraz okuduktan sonra bu kitabı kendisine hediye etmek istediğimi söyledim.

İşte o anda olanlar oldu.

Engin bir sevgi seli ve dua yağmuruna tutuldum. Buluttan boşanırcasına derler ya, tam da öyle…

Rabbimiz, bu mübarek beldede böylesine kıymetli bir vakitte ikimize de öylesine güzel lütuflarda bulunmuştu ki…

Mısırlı kardeşim bir anda çok kıymettar bir dua hazinesine kavuşmuş, ben ise onun bu vuslatına vesile olma şerefine nail olmuştum.

Sonsuz hamd ü senâlar olsun…