MEHMET SAYIN

1982 yılı Ramazan ayı Haziran’ın sonlarına denk gelmişti. Ben de tatilimi ailemle geçirmek için İstanbul’dan Almanya’ya gitmiştim. Birkaç gün geçmişti ki merhum Mehmet Emin Birinci ağabey Stuttgart’tan evimize bizi ziyarete geldi. Sohbet arasında bana “Mehmet! Gel seni Köln’e götüreyim. Orada Ramazan’ı birlikte geçirelim” dedi. Anne ve babamdan izni aldıktan sonra Birinci Ağabeyle Köln yollarına düştük.

Ailemden ayrılmak beni pek etkilememişti. Çünkü 1980’de daha 12 yaşımdayken ortaokulu Türkiye’de okumak amacıyla İstanbul’a geldiğimden, gurbeti yaşamaya daha o yaşta başlamıştım.

Köln medresesinde üç kişiydik: Birinci Ağabey, ben, Mercimek Ağabeyin oğlu Abdülkadir.

Birinci Ağabey her birimizi ayrı odalara yerleştirdikten sonra “Dinlenin, akşam namazından sonra yemek yiyip ne yapacağınızı konuşalım” dedi.

Konuşmanın ve pazarlığın sonunda, payıma Kur’ân-ı Kerim’den 2 cüz ve Tarihçe-i Hayat’tan günlük 50 sayfa düşmüştü. Yalnız Risale-i Nur’u okuma konusunda Birinci Ağabeyin bir de şartı vardı. İkimiz de odalarımızda sesimizin son perdesinden bağıra çağıra okuyacaktık. Şurasını anlamadık, burasını anlamadık diye de kesinlikle yanına gitmeyecektik. O da evrad ve ezkârla meşgul oluyordu. Her akşam iftar yemeğinde bir aileye misafir oluyorduk. İftar dönüşü anlaştığımız şekilde okuma programımız başlıyor, sahura kadar da devam ediyordu. Sabah namazını Birinci Ağabey imametinde kılıp yatıyorduk.

Ramazan’ı beraber geçirdik. Bayram arefesinde Birinci Ağabey beni Mannheim’a ailemin yanına getirdi. Ömrümün en güzel Ramazan’ını Birinci Ağabeyle dolu dolu yaşadım. Binler hamd ü senâlar olsun.

Bu hatırayı anlatmamdaki gaye şu:

O zamanlar Birinci Ağabeyin bize “Anlamasanız da okuyun” sözünü tam idrak edemediğimden, “Bizimle vakit harcamak istemiyor” gibi bir düşünceye kapılarak çocuk aklımla kendisi hakkında su-i zan etmiştim.

Bize uyguladığı metodun ne kadar haklı olduğunu aradan yıllar geçip olgunlaşınca sonra idrak edebildim.

Risale-i Nur tabii ki baştan sona ilimdir. İlim ise emek, çaba ve vakit harcayarak elde edilir. O bize önce Risale-i Nur’u doğru okumayı öğretti. Çünkü duyduğu yanlış telâffuzları düzeltiyordu. Bu şekilde kulağımız ve gözümüz Risale-i Nur’a aşinalık kesbetti. Bize de lügat karıştırarak o kelimelerin mânâlarını öğrenmek kısmı kaldı.

Benim de genç kardeşlerime tavsiyem: Birinci Ağabeyin bize uyguladığı bu metodu deneyin. Ben çok istifade ettim, sizler de inşallah edersiniz. Madem ki okulda bir dersten geçebilmek için o derse zaman ayırıp çalışıyoruz. Sohbetten sohbete dinlemekle kalmayıp, bu mukaddes iman ilmini öğrenmeye de her gün zaman ayırmaya muhtacız…