Geçenlerde dişçiye gittim. Açık söylemek gerekirse, o koltuğa oturana kadar, eper soğuk ter döktüm. Çocukluktan kalma bir korku yerleşmiş kalmış işte zihnimde. Karşıma sıra sıra dizilmiş o alet ve edevatlar ise sanki bana ‘’gel bakalım şöyle bir yakına ‘’ der gibiydiler. Doktorum beni rahatlatmak için bayağı bir cümleler sarf ederek işe koyulmak gerektiğini söylediğinde ise, artık o koltuğa sinmiş bir halde idim.

Yaklaşık bir saat kadar süren bu tedavi sonrası, dişi temizleyen o meşhur matkapvâri aletin sesinden başka, beni rahatsız eden bir şey olmadı. Canımın yandığı bir an bile hissetmedim. Buna oldukça şaşırmakla birlikte, düşünmeden de edemedim.

İnsana, insanlığa hizmet ne güzel, ne iyiydi. Tanımadığımız bir sürü insan, hayatlarımıza hizmetler sunarak nasıl da faydalı oluyorlardı aslında bizlere. Kimilerini belki tanıyor, belki de tanımıyorduk. Önemli olan bu bilinirlikten ziyade, bize düşen bu nimetlerin farkına varmak, şükrünü eda etmekti.

Yolda yürürken, açılmak üzere olan tren istasyonu yapımında raylarda çalışan işçileri gördüm sonra.  Nasıl da gayret ve şevk ile çalışıyorlardı. Öyle ya illa da sadece bilim adamı olmak gerekmiyordu hizmet için. Toplumun her kademesinden insanlar, insanlığa hizmet edebilirdi.

Buradan yola çıkarak, örnekler zihnimde giderek çoğaldı. Ağaç ekenler, kan verenler, bağışta bulunanlar, çeşme, okul yaptıranlar, yaşlı birilerini karşıya geçirenler, tedaviye muhtaç veya aç kalmış canlılara el uzatanlar, kuşlara yem verenler, hayır sofraları açanlar ve böylelikle çevresine faydalı olan insanlar. Bu hayır listesi, böylece uzayıp gidebilir, herkes kendi dünyasında bir karşılığını bulabilir elbette.

Sonra dedim ki acaba çok mu külfetli işler yapmak gerekliydi insana, insanlığa? Herkes kolayca uzanabilecek miydi? Resul-i Ekrem (Aleyhissalatu Vesselam) izinden gidince, cevaplar ne de kolay bulunuyormuş meğer. Bu yüzden evet, iyiliğin bir külfeti ya da zahmeti yoktu. Herkes gücü yettiğince bu yolda ilerleyebilirdi.

Resul-i Ekrem (Aleyhissalatu Vesselam)’ın tarifiyle birkaç küçük örnek: Yoldan eziyet verici şeyleri gidermek, adres sorana yardımcı olmak, tatlı bir söz, gülümseyen bir yüz, sevdiğine sevdiğini söylemek, hayır konuşmak, selam vermek, alırken en güzeliyle almak, sevdirmek, nefret ettirmemek.

Kısacası sevgiyi ve iyiliği ekerek gönlümüze, ederek baş tacımız, böylece yaşayıp gitmek.

Bu dünya yardımlaşma dünyası değil mi zaten?  Ne dersiniz?