ŞEYMA GÜR
“Dinden dönüş var” demiş!
“İslâm çöktü” demiş bir de…
And olsun ki dönmeyeceğiz.
İslâmiyet çökmedi çökmeyecek!
Bu dinin sahibi Allah’tır ve onu koruyacaktır.
Biz de bize düşeni var gücümüzle yapacak, Cenab-ı Hakkın korunmasını istediği şeyi koruyacağız.
Gençlerimizi de kurda kuşa yem etmeyeceğiz.
Kendimize bakacağız önce. Eksiğimizi gediğimizi itmam edeceğiz. Yaralarımızı nur-u Muhammedî ile tedavi edeceğiz. Sözlerimizi fiillerimizi sünnet-i seniyye ile süsleyeceğiz. Fikirlerimiz, ideallerimiz Kur’ân güneşi altında parlayacak.
Allah güzeldir, güzeli sever, güzelliklerle donatacağız dünyayı. Görsün mele-i a’lâda herkes; Cenab-ı Hak insanı ne güzel yaratmış. Görsün dost düşman, Cemil-i Zülcelâl insanı boşuna yaratmamış.
Tek tek kalplere uğrayacağız.
Ertelemeyeceğiz ubudiyetimizi. Gelecekleri muhakkak olan Cennetten önce Cennetin, Cehennemden önce Cehennemin emarelerini dünyada görüp, göstereceğiz. İyiliklerin ve kötülüklerin neticelerini haber veren kalplere sesleneceğiz.
İşte bu dünyada, şu anda, yaşadığımız günde ilân edeceğiz Allah’ın rahmet eserlerini. Okumayı öğreneceğiz yeni baştan ayetleri; her kuşun başında, her çiçeğin renginde, her bebeğin yüzünde, her hadisenin arkasında.
Bir bir okuyacağız Esma-i Hüsnâyı.
Daha parlak parlayacak bu din. Hatalarımıza, günahlarımıza tevbe istiğfar ederek yürüyeceğiz. Aczimizi takınacak, her hayrı Cenab-ı Haktan isteyeceğiz. “Rabbimiz bizimledir” diye bileceğiz. Her hayır O’nun elinde, aczimizi şefaatçi ederek ihlâsla isteyeceğiz, imanımız var ki verecek.
Zira bildirdi ki: “Ben, kulumun Benim hakkımda yaptığı zanna göreyim. O Beni zikretti mi onunla beraberim. O Beni kendi başına anarsa Ben de onu kendim anarım. O Beni bir topluluk içinde anacak olursa, Ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım; o Bana bir arşın yaklaşırsa Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim.”
Biz Ona koşacağız durmadan duraklamadan. Ondan gelmiştik. Attığımız her adım da Ona doğru olacak.
Bize ikram ettiği ömrü, Onu tanımaya, bilmeye vakfedeceğiz.
O bize bir okuma kitabı olarak bu dünyayı verdi. Dersimizi güzelce çalışacağız. O kitabın sayfaları arasında gezinirken kitap sahibine biraz daha, biraz daha yakınlaşacağız. O kitabın bizi hazırladığı yere şevkimiz artarak, ama önce kitabın da hakkını vererek, yani dosdoğru okuyarak ilerleyeceğiz. O dünya ki her satırında, her harfinde bizi Rabb-i Rahimimizle buluşturacak. Onu tanımanın eşsiz saadetiyle apaydınlık olacak dünyamız. Biz dünyanın iki güzel yüzünde geziyor olacağız. Esma çiçeklerinden buketler dereceğiz. Ahiret yurduna ağaçlar dikeceğiz. Dünyanın müzahrefâtı ile meşgul olmayacağız.
Dağlar taşlar selâm verecek Müslümana. “Allah’ın rahmeti bereketi, mağfireti üzerinize olsun” diyecekler. Çünkü biz de onlarla konuşuyor olacağız.
Biz kulluğun dilini çözeceğiz.
Kendimizden önce yanımızdakini düşünüyor olacağız. Kendimizi değil, herkesi kurtarmanın derdinde olacağız. Küfür, insanı yutan bir bataklıktır. İçine düşenlere Allah’ın sapasağlam ipini uzatacağız tutunsunlar diye. Dünyayı yanlış okuyanlara, iman gözlükleri ulaştıracağız. Allah’ın muhabbeti yansıyacak bizim cephelerimizden.
Allah va’detti: Akıbet muttakilerin olacak. Sabır ve şükürle yürüyeceğiz Rabbimize doğru.
İşte buraya yazıyorum: “İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.”







