Türkmen Ay

Bugünlerde ara ara küçük depremler oluyor. Özellikle geçen haftalarda gece olan, bayağı etkiledi doğrusu. Hem ses, hem sallantı bir arada. 17 Ağustos depremini hatırladım yine. Rabbim bir daha göstermesin. Kötüsünden de korusun inşallah.

Aklıma o günlerde olanlar geldi. Paylaşmak istiyorum. O gece olanlar değil de sonrasında olanları aklımda kaldığı kadarıyla yazacağım.

O günün sabahında işe gittiğimde, deprem bölgesine yardım için hazırlıklar yapılıyordu. Personel dönüşümlü olarak çalışıyordu. Biz de katıldık. Küçük poşetler hazırladık. Su, sandviç, vs. gibi bir öğünlük hızlıca hazırlanan şeyler. Epeyce bir miktar yiyecek hazırlandı ve iş yerinin kamyonetiyle yola çıktı. Allah razı olsun. Bu yardımın birkaç gün devam ettiğini hatırlıyorum.

Sonrasında bölüm şefi olan ağabeylerin “personel olarak bizlerde yardım götürelim” önerisiyle para toplayarak, gerekli malzemeleri satın almak ve deprem bölgesine götürmek üzere aramızda bir ekip oluşturduk.

Ertesi gün erkenden yola çıktık. Önce malzemeleri almak için büyük bir markete gittik. Öncelikle çocuklar için gerekli şeyler, su, hijyen için gerekli şeyler, battaniye gibi malzemeler satın aldık.

Kasaya giderken bir hanım yanımıza geldi ve ne için alışveriş yaptığımızı sordu. Durumu anlattık. Kendisinin de yardım etmek istediğini söyledi. “Siz benim aldıklarımı da götürür müsünüz?” dedi. Biz de seve seve götürürüz dedik. Onun aldıklarını da arabaya yükledik ve yola çıktık. İsmini ne yazık ki hatırlayamadım. Allah razı olsun ondan. Telefonunu numarasını almış ve teslim işi bittikten sonra kendisini bilgilendirmiştik.

Deprem bölgesine yaklaştıkça dikkatimi çeken ilk şey (memlekete giderken yolumuzun üzerinde olduğu için önceki halini bildiğim bir yerdi) normalde yeşil ve güzel görünürdü. Oraları izleyerek gitmekten çok hoşlanırdım. Oysa şimdi öyle değildi, simsiyahtı yanmış gibi. Yerde çatlaklar vardı, yol üzerinde.

Şehrin girişinde bir tır gördük. Çamaşır asılıydı önünde, çocuk kıyafetleri, bir bakalım dedik. Bir hanım ve bebeği vardı. Eşi orayı onlar için yaşam alanına çevirmişti. Bir ihtiyacı olup olmadığını sorduk. Çocuk için su, mama ve bez bıraktık. Fazla bırakmak istedik ama kabul etmedi. “Belki başka ihtiyacı olan çıkar karşınıza” dedi. Oradan ayrılarak yolumuza devam ettik. Böyle cevap vermesi bizi çok etkiledi yol boyu ara ara bunu konuştuk.

Şehre yaklaştıkça garip bir koku vardı ve girdiğimizde, annemle, rahmetlik babamdan bir deprem ya da sel gibi musibetleri duydukları zaman ya da gök gürlemesi, şimşek sonrası çok duyduğum bir söz vardı: “Ondan korkmayan Onun kulu değil.”

Çok ürkütücüydü. Nasıl desem, ufalanmış gibi binalar vardı. “Bu binadan şu kadar ceset çıktı” diye anlatıyorlardı orada bulunanlar. Birbiri üstüne yatmış binalar ve hâlâ gözümü kapadığımda gördüğüm ön yüzü yıkılmış ve dairelerinin perdeleri dışarı doğru rüzgârla savrulan bina. İçinde eşyalar duruyor. Mutfak eşyaları, koltuklar, daha neler neler… İnsan gerçekten hem korkuyor hem üzülüyor.

Sonra yardım malzemelerini bırakabileceğimiz yerleri araştırmaya başladık. Bizi bir kampa götürdüler Okul bahçesiydi, birkaç kişi yanımıza geldi. Okulu depo gibi kullanıyorlardı. Orada bulunan insanlar yanımıza gelmedi. Hepsine “geçmiş olsun” dedik.

Yanımızda biraz malzeme olduğunu söyledik. Onlarda ihtiyaçları olan şeyleri söylediler. Onları aldılar başka malzemeleri almadılar. “Bizim için bunlar yeterli şimdilik” dediler. Bizde teslim ettik ve ayrıldık.

Başka bir kampa doğru gittik. Orada çadırlar kurmaya çalışanlar vardı. Muhatap olacak birilerini aradık, malzemeleri nereye bırakacağımızı sormak için. Kamptakiler yardım malzemesi getirdiğimizi duyunca etrafımıza toplandı. Diğer kamptaki gibi ilgilenen kimse olmayınca ağebeyler de arabanın üzerinde gelenlere malzemeleri dağıtalım dediler.

Biz aracın içinden malzemeleri veriyorduk, onlar dağıtıyordu. Sonra kalabalık artmaya başladı, arabaya yüklendiler, devrilme tehlikesi geçirdik. Korktuk biraz. Böyle bir şey beklemiyorduk. Şaşkındık. Önceki yerde böyle olmamıştı. Malzemeleri hızlıca dağıtarak oradan ayrıldık. Tabi o insanlar bunu isteyerek yapmadı, yaşadıkları şey kolay değildi.

Bu yolculuk çok öğretici oldu benim için. Devlet kurumları o zaman iyi bir sınav verememişti ama insanlar yardım etmeye çalıştılar. Milletimiz zor zamanlarda birbirinin yardımına koşuyor çok şükür.  Bir de Allah göstermesin böyle bir olay olduğunda bulunduğumuz yerde gücümüz yettiği kadar düzeni sağlamak çok önemli, bunu öğrendim. En azından resmi görevliler gelene kadar. Hem yardım dağıtmada düzeni sağlamak hem oradaki insanları, özellikle çocukları korumak için.

İlk kampta gençler bir araya gelmiş ve bir düzen kurmuşlardı. Yaptıkları şey çok kıymetliydi. Bir yerde düzen olması güzel ve güven verici. Şahit olduğum bu hali hiç unutamıyorum.

Tüm hayırseverlerden Allah razı olsun.