TUBA TÜRKOĞLU

Uluslararası Genç Akademisyenler Konferansından kalan en tatlı hatıralarımızdan biri de, bir cami ziyareti ve bir cenaze namazı idi.

Konferans sonrasında bir gün “Nereye gitmek isterseniz?” diye sorduğumuzda, misafirlerimiz Fatih camiini görmek istediklerini söylediler. Camie gittik. Öğle namazı öncesiydi ve Kur’ân okunuyordu. Kur’ân sadâsını işitince dinlemek istediler. Ve öğle namazı öncesinde, yarım saat boyunca huşû içinde Kur’ân-ı Kerim dinlediler.

Ardından Fatih Sultan Mehmet’in ve orada medfun olanların kabirlerini ziyaret edip ana avluya çıktık. O esnada bir cenaze namazı için hazırlık yapılıyordu. Misafirlerimiz bir köşeye oturup olan biteni büyük bir dikkatle izlemeye başladılar.

İki Malezyalı ve iki Ukraynalı misafirimiz ile ben oturup namazın kılınmasını beklerken, Ukraynalı misafirlerden biri kendi ülkesindeki cenaze törenlerinden ne kadar nefret ettiğini anlatmaya başladı. Ne kadar karanlık ve depresif bir havası olduğunu, bilhassa çalınan ağır müziğin bu havayı daha da depresifleştirdiğini söylüyordu.

“Çocukken bu müziği duyduğumda hem camları hem perdeleri kapatıp en arka odaya saklanırdım” dedi. “Ama sizin cenaze töreninizde böyle bir hava yok” diye ekledi. Sonra, bütün törenin bundan ibaret olup olmadığını sordu tekrar tekrar.

Ben de “Hepsi bu” dedim, “namaz, Kur’an, dua ve defin.” Sonra da neden böyle bir farkın olduğunu açıklamaya çalışarak şöyle devam ettim:

“Biz ölümü kötü ve karanlık bir ayrılış olarak görmüyoruz. Tam tersi, bir kavuşma ve asla dönüş olarak telâkki ediyoruz. Hatta Rûmi de ‘şeb-i aruz’ der kendi ölüm gecesi için. Bu sebeple o bizim için ürkütücü bir şey değil ki, kasvetli bir hava ile ölülerimizi gömelim. Yapabildiğimiz tek şeyi yapıyoruz: Peygamber Efendimizin sünnetinde geçtiği üzere, onların arkasından bu uzun yolculuklarının kolaylığı ve rahmete ermeleri için namaz kılıp, dua edip, ruhlarına hediye etmek üzere Kur’ân-ı Kerim okumak.”

“Evet” dedi Ukraynalı misafirimiz, “aslında biz de ölümü son görmüyoruz, hattâ bizde de papaz gelip İncil’den âyetler okuyor. Ama böyle bir atmosfere kesinlikle sahip değiliz.” diye karşılık verdi. Sonra sessizce cenaze namazını izlemeye koyulduk hep birlikte.

En sonunda diğer Ukraynalı misafirimiz şöyle dedi: “Benim içinde en çok olmak istediğim yer camiler. Bütün gün hiçbir şey yapmadan camide durabilir ve ezan ve Kur’ân dinleyebilirim. Ruhumu çok rahatlatıyor.”

Bu arada cenaze namazı da bitmiş, cenaze omuzlar üzerinde ve sükûnet içinde cenaze arabasına doğru yola çıkmıştı. Biz de Vakfa dönmek üzere yola koyulduk.