ESRA KÂĞIT

6-7 yaşlarındaydı.

Yolda  beraber yürürken  birden salâ okunmaya başladı. Zaten tuttuğu elimi, salânın başlaması ile birlikte daha bir sıkıca kavradı ve:

“Anne! Korkuyorum” dedi.

Şaşırdım, acaba yüksek sesten mi korktu diye düşündüm; ama hayır, böyle bir korku olmadığı belliydi.

“Neden korkuyorsun ki kızım?”  diye sordum.

“Salâ okunuyor ya,” dedi. “Baksana birisi ölmüş. Ya ölen kişi, bir çocuğun annesiyse?”

O an kalbimde öyle derin bir sızı hissettim ki… Ne diyeceğimi bilemedim. Kızımın hüzün dolu gözlerine bakmaktan öteye geçemedim.

***

Salâ okunmaya devam ederken biz de sessizce yol alıyorduk.

Dinliyordum tüm kalbimle. Dinledikçe sükûna erdiğimi hissediyordum.

Salâvatlar okundukça inşirah duyuyordum ağlayan kalbimde.

Es-salatu ve’s-selâmu aleyke Ya Rasûlallah!

Es-salatu ve’s-selâmu aleyke Ya Habîballah!

Salâ sona erince, “Ölen kişi için dua edelim mi?” dedim.

Fatiha okuduk beraber. “İnşallah Cennete gitmiştir, Peygamberimizle komşu olmuştur” diye de ekledik. Geride bıraktığı küçük çocukları var mıydı bilmiyoruz, ama biz bütün yetim yavrulara da dua ettik.

Bizlere âhirete iman nurunu bahşeden Rabbimize sonsuz hamd ü senalar ve O’nun Habib-i Ekrem’ine sonsuz salâvatlar olsun.

Amin…