ŞEYMA GÜR

Kedim Hamdi[1] ne zaman geceyi dışarıda geçirse sabah kapımızda bir fare buluyoruz.

Galiba bize ikram ediyor: “Sizin için fare tuttum.”

Yoksa neden her seferinde kapıya getirsin?

Hediye anlayışı bu! Kendisi için değerli olan ne ise onu veriyor.

Kişinin hediyesi bir manada aynası değil midir?

Değerli saydığımız, hediye edilesi bulduğumuz şeyi hediye ederiz:

Karşımızdakine muhabbetimiz varsa. Ve bu, mecburi bir hediyeleşme değilse…

Ve ancak elimizde olanı hediye edebiliriz.

Gül sahibi gül verir.

İlim sahibi ilim, hilm sahibi tebessüm ki sadra şifa…

En sevdiğim şeylerden biri hediyeye kafa yormaktır.

“Neden hoşlanır?” bilmektir.

Hele bir de tüyo yakalamışsam…

Ve aldığım hediye yerini bulmuşsa değmeyin keyfime.

Hediye turnusoldur.

Hem sizi ele verir, hem hediye aldığınız kişiyi nasıl gördüğünüzü.

Bir de gelen hediyeyi nasıl karşıladığınız konusu vardır ki o da manzaranın diğer taraftan görünüşüdür.

O zaman şöyle desem: Hediye almak da, vermek de kişiliğinize dâir ipuçları içerir.

Hediyenin asıl işlevi ise insanları birbirine yakınlaştırmak, kalpler arasında muhabbet köprüleri kurmaktır.

Kalplerin efendisi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin  tavsiyesi: “Hediyeleşiniz; zira hediye, kalpteki kin ve nefreti yok eder.” (Tirmizî, Velâ: 6).

“Hediyelişiniz ki, sevginiz artsın.” (Münavî, Feyzü’l Kadîr, 3:271).

Efendim, size hediyem, gönül dolusu salâvattır. Makam-ı Mahmud duâsıdır.

[1] Hamd etmekten geliyor. Üstadın kedisinin Abdürrahim olması gibi. Hamdi beyler alınmasın.