Arkadaş! Vaktin evvelinde, Kâ’be’yi hayalen nazara almakla namaz kılmak mendubdur ki, birbirine giren daireler gibi Beyt’in etrafında teşekkül eden safları görmekle, yakın saflar Beyt’i ihata ettikleri gibi, en uzak safların da âlem-i İslâmı ihata etmiş olduğunu hayal ile görsün. Ve o saflara girmekle, o cemaat-ı uzmaya dâhil olsun ki, o cemaatin icma ve tevatürü, onun namazda söylediği her dâvâya ve her bir sözüne bir hüccet ve bir burhan olsun.
Meselâ: Namaz kılan “Elhamdü lillâh” dediği zaman, sanki o cemaat-i uzmâyı teşkil eden bütün mü’minler “Evet doğru söyledin” diye onun o sözünü tasdik ediyorlar. Ve bu tasdikler, hücum eden evham ve vesveselere karşı manevî bir kalkan vazifesini görür. Ve aynı zamanda, bütün hasseleri, lâtifeleri, duyguları o namazdan zevk ve hisselerini alırlar. Yalnız musallînin Kâ’be’ye olan şu hayalî nazarı, kasdî değil tebaî bir şuurdan ibaret bulunmalıdır.
İhtar: Sath-ı Arz mescidini mütehalif ve muntazam harekâtıyla tezyin eden o cemaat-i uzmânın, satırları andıran saflarının o güzel manzarası muhafaza edilmek üzere, âlem-i misal sayfasında kalem-i kader ile, İlâhî bir fotoğrafla tersim ve terkim edilmekte olduğu ihtimal ve imkândan halî değildir.
— Mesnevi-i Nuriye, Katre’nin Zeyli










