ŞEYMA GÜR

Hiç yapmadığım bir şeyi yapacağım: Öğüt vermeyi deneyeceğim.

Öğüt vermeyi sevmem. Hem kendimi öğüt verebilecek yeterlilikte görmediğim, hem de insanların öğütten  hoşlanmadıklarını bildiğim için. Ama mâdem yaş kemâle erdi, dünya sahnesinden inmeden bir çift kelâm da ben edeyim dedim. Belki bir kalpte mâsadak bulur.

Rabbimiz, Zâriyat sûresi  55. âyetinde “Sen yine de öğüt ver; çünkü öğüt mü’minlere fayda verir” buyuruyor. Ben de mümkün olsa sözümü gençlere demek isterdim. Şöyle demek isterdim:

Sevgili gençler!
Orson Welles bir şarkısında şöyle diyordu:

Ben genç olmanın ne olduğunu biliyorum
Fakat sen yaşlılığın ne olduğunu bilmezsin.

Evet, yaşadığım için biliyorum:

Gençlik, insan hayatında en parlak bir safha,  temiz ve yepyeni bir sayfa,  kabiliyetlerin pırıl pırıl ışıldadığı,  akıl ve beden gücünün zirvede olduğu, hızlı öğrenilen, az sabredilen,  kolay şekil alan bir dönemdir.

Gençlik dinamizimdir, enerjidir, insanlığın ümididir.

Gelecek, gençlerle gelecektir.

Geçmiş, genç yaşta insanlığa yön veren şahsiyetlerle doludur.

İlmin kapısı Hz. Ali,  kendi iradesi ile Müslüman olduğunda 10 yaşındaydı. İlk Sahabîlerin ekserisi gençlerdendi.

Câfer bin Ebî Tâlib (radıyallahu anh) Habeşistan’a hicret edip Necâşî’nin huzurunda Müslümanları temsilen ilim, hikmet ve cesaretle konuştuğunda 17 yaşlarında bir delikanlı idi.

Abdullah bin Ömer çok genç yaşında kendisiyle istişare edilen büyük bir âlimdi.

Fatih, Peygamber müjdesinin peşine düşüp İstanbulu fethederek bir çağ kapatıp bir çağ açtığında 21 yaşındaydı.

Newton yirmi beş yaşında çekim kanununu keşfetti; yirmi altısında da hocası Isaac Barrow üniversitedeki kürsüsünü bu delikanlıya bıraktı. Einstein, izafiyet teorisini geliştirdiğinde yirmi altı yaşında bir memur, Heisenberg ise kuantum mekaniğini keşfettiğinde yirmi üç yaşında idi.

Bugün  gençlik, bir imkânlar vâdisi olarak sizin de elinizde. İçinizde gençlik enerjisi, önünüzde dünya ve âhirete dâir hedefleriniz, arkanızda nokta-i istinadınız olarak Kur’an ve Sünnet, yedeğinizde insanlığın ortak tecrübeleri olduktan sonra kim tutar sizi!

Bizler sizin şimdi yürümekte olduğunuz yollardan geldik ve geçtik. Acısıyla tatlısıyla, telâşıyla ve sabırsızlıkları ile, hayalleri ve umutlarıyla gençliğimizi geride bıraktık. Ama ne hayallerimizi, ne yaşadıklarımızı unutmuş değiliz. Belki bizlerin sizleri anlamamız, sizin bizleri anlamanızdan daha fazla mümkün olabilir.

Gençlik büyük imkânları kadar büyük riskleri de içeren bir dönemdir. Gençlik kanı deli akar.

Yaşlıların kullanmayı çok sevdiği kalıplar vardır:

“Büyüyünce anlarsın.”

“Anne baba olunca anlarsın.”

“Hayata atılınca anlarsın.”

Bize de söylendi bunlar ve gerçekten yaşanan yıllar, alınan yollar boyunca pek çok şey öğrendik, kimi zaman da hatâlarımıza “tecrübe” adını verdik.

İnsanlık tarihi böyle ilerler. Tecrübeler birikir. Yaşlılar bunları gençlere aktarma telâşına düşer. Gençler ise kendi deneyimlerini edinme ve kendi doğrularını, kendi iradeleri ile bulma mücadelesi verir.

Evet doğrusu bedel ödenerek edinilen dersler, en kıymetli olanlardır. Öte yandan hayat, herşeyi deneme yanılma yolu ile öğrenebileceğimiz kadar uzun değil. Eğer insanlığın birikimi aktarılamasaydı, medeniyetlerin inşası hiç  mümkün olmazdı.

Gençler nasihatten hoşlanmaz ama  yaşlılar da söylemekten vazgeçmez. İsterler ki gençler, gençliklerini en az zarar ve en fazla fayda ile geçirsin. Sonra o gençler yaşlanır ve roller değişir.  Bu, yüzyıllar boyu böyle sürer gider.

Gençlik  ne tatlı ve ne de zordur! Koca bir hayat önünüzde durmaktadır ve siz onunla ne yapacağınıza karar vermek durumundasınızdır.

Hayatına yön vermek hem büyük sorumluluk, hem de çok hayatî seçimler içerir.

Sizler büyük bir nimet üzeresiniz. Önünüzde inşaallah yaşanacak nice yıllar, büyük imkanlar, büyük fırsatlar var.

Yine de hayat zannettiğiniz kadar uzun değil. “Gençlik çok dayanmayan bir kumaştır” demişti W. Shakespeare. Bernard Shaw ise “Gençlik, gençken harcandı” diyordu.

Böyle kıymetli ve çabuk elden çıkacak bir şeyi zâyi olmadan muhafaza etmek, hatta beka kazandırmak çaresi varsa o çareye yapışmalı.

Mümkünse en dolu şekilde yaşamak için, varsa kısa yolları kullanmalı.

Evet, ömrü sermayesini, gençlik nimetini selâmetle, dolu dolu yaratılış maksadına uygun şekilde geçirmenin formülleri var ve bu formülleri, bizi yaratan, bizi bizden iyi bilen, bize sonsuz nimetleri ile ikram etmiş ve edecek olan Hâlıkımız, Rabb-i Rahîmimiz olan Cenab-ı Hak, en sevdiği kulunun eliyle, diliyle, hayatıyla, hâl ve fiilleriyle, ahlâkı ve sünnetleriyle bize bildirmiştir.

Genç-ihtiyar kim Resulullahın uzattığı ipe sarılırsa, gençliğini de kurtarır, hayatını da kurtarır, sermayesini de katlar, insanlığını da tekâmül  ettirir, sâhil-i selâmete de erer.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Beş şey gelmeden evvel beş şeyi fırsat bil” buyurmuştur: “ Ölüm gelmeden önce hayatını, hastalık gelmeden önce sağlığını, meşguliyet gelip çatmadan önce boş vaktini, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğini, fakirlik gelmeden önce zenginliğini.” 

Ve yine buyurmuştur ki: “İnsanlar içinde Yüce Allah’ın en sevdiği kimse, kötülükleri terk edip iyiliklere yönelen gençtir.”

Ama bunun için niyet gerek, emek gerek.

Bir genç, Peygamberimize (asm) gelerek, “Ya Resulallah, senden beni kıyamet gününde şefaat ettiğin kimselerden biri yapmanı istiyorum” dedi. Peygamber (asm) Efendimiz, “Kıyamet günü sana şefaat edeceğim kişilerden birisin, ancak sen de çokça secde ederek, nefsine karşı bana yardımcı ol” buyurdu.

Ben de Bediüzzaman’ın dediği gibi diyorum: “Sizdeki gençlik kat’iyyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi’ olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebeb olacak.”

Evet, gençlik bir nimettir. Rabbimizin en lâtif bir nimetidir.

Bediüzzaman der ki: “Gençlik, eğer ehl-i kalb, ehl-i huzur ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan mü’minlerde olsa, ibadete ve hayrata ve ticaret-i uhreviyeye sarf edilse; en kuvvetli bir vesile-i ticaret ve güzel ve şirin bir vasıta-i hayrattır. Ve o gençlik, vazife-i diniyesini bilip sû’-i istimal etmeyenlere; kıymetdar, zevkli bir nimet-i İlâhiyedir.”

Bu nimet hem bilinmek, hem değerlenmek, hem korunmak, hem şükür ister.

Önünüzde binbir çeşit bilinmezlikle bekleyen hayatlarınız için Allah’tan yardım isteyin!

İnsan hatadan hâlî değil. Siz de hatâlar yapacaksınız, bizim yaptığımız gibi. Ama hiçbir zaman Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Arada yan yollara sapsanız da, duraklasanız da, hattâ bazen geri geri gitseniz de yönünüzü Allah’a çevirmekten vazgeçmeyin!

İşte şimdi, şu anda, hayatınıza “Bismillâh” diyerek yeni bir başlangıç yapabilirsiniz. Allah’ın adıyla işe koyulup, Onun mülkünde Onun adıyla yaşayabilirsiniz. Allah namına verip, Allah namına alıp, Allah namına başlayıp, Allah namına işleyebilirsiniz. Kâinatın güzel bir takvimi olabilirsiniz.

Yarın Allah’ın huzuruna vardığınızda “Ya Rab! Senin verdiğin ömürle Seni aradım. Senin Esmânın izini sürdüm ve Sana geldim” diyebilir, ebedî saadeti yakalayabilirsiniz.

“Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Dünyanın bin sene mes’udane hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rü’yet-i cemaline mukabil gelmeyen bir Cemil-i Zülcelâl’in daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.”

Allah yolunuzu açık etsin. Sizi nefis ve şeytanın şerrinden muhafaza etsin. Kâinatın ve Kur’ân’ın sırlarını size açsın. Ve Rabbim size imanın tadını aldırsın.

Allah’a emanetsiniz sevgili gençler.