MERVE BETÜL – ŞEYMA GÜR

İİKV’de geçtiğimiz hafta sonu Hz. Peygamber’e (s.a.v.) muhabbet rüzgârları esti. Muhabbetle başlayan “Sünnetle Yaşamak” semineri, muhabbetli öğütlerle bitti.

Seminerin konuşmacısı Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Dilek idi. Dilek, Sahabenin Sünnete bağlılığını anlatırken, onların Hz. Peygambere bakışlarının merkezinde, ona duydukları nihayetsiz muhabbetin bulunduğunu kaydetti. “Sahabîler, bir sözü Resulullah’tan duydukları anda, hiç vakit kaybetmeden onu uygulama şevk ve arzusuyla hareket ediyorlar ve hiçbir şeyi asla Sünnete tercih etmiyorlardı” dedi.

Sahabenin sünnete yaklaşımında esas olan unsurların

  • Resulullah’a olan muhabbetleri
  • Hz Peygamberi takip etmeleri
  • Sünnete uymaya özel gayret göstermeleri
  • Hiç bir şeyi sünnete tercih etmemeleri
  • Anında uygulama eğilimleri
  • Taviz vermemeleri, aynen uygulamadaki dikkat ve titizliği
  • Sürekli bağlı kalmaları, hayatlarını Sünnete göre düzenlemeleri olduğunu söyledi ve konuşması boyunca Sahabenin uygulamalarından misaller verdi

Dilek, Sahabenin bu konudaki hassasiyetine örnek olarak, Hz. Ali’nin “Peygamberimizden bir söz geldiğinde Allah beni ondan ne kadar faydalandırırsa o kadar faydalanıyordum” dediğini nakletti. Hz. Ali (r.a.), başkasından bir söz işittiğinde bazan şahit istiyor, bazan yemin ettiriyor, Resulullah’tan bir hadis işittiğinde ise Allah’ın verdiği bütün imkân ve kabiliyetleri seferber ederek ona yöneliyor ve bütün gücüyle onu anlamaya çalışıyor, “Allah bana ne kadar güç vermişse, o gücün sonuna kadar faydalanıyorum” diyordu.

“Sahabe, Hz. Peygamberin sözünü her şeyin üzerinde tutuyordu” diyen Dilek, Sahabenin, hadislere rağmen kendi görüşlerini öne sürenler olduğunda “Ben Peygamberimiz böyle buyurdu diyorum, sen hâlâ üzerine lâf söylüyorsun” diye evlâtlarını ve yakınlarını azarladıklarını anlattı.

Mehmet Dilek hoca, Sahabenin tam bir teslimiyetle Sünnete ittibâına dair daha başka örnekler de verdi:

“Ashab-ı Kiramdan Abdullah ibni Revâha, mescide gelirken Allah Resulü’nün minberden orada bulunanlara ‘Oturun’ buyurduğunu duydu. Bunun üzerine henüz içeri girmemiş olmasına rağmen emredilene uyup olduğu yere oturdu. Sonra Resulullah yanından geçerken neden orada oturduğunu sorunca, “Oturun buyurduğunuzu işittim, oturdum Ya Resulallah” cevabını verdi. Resulullah da ona ‘Allah senin itaatini artırsın’ şeklinde duâ etti.”

“Bu durum, Sahabenin sünnete anında uyma ve uygulama eğilimini gösteriyor” diyen Dilek, bazılarının böyle durumda akıllarını çok karıştırarak “şeklî, yanlış anlamış” diye tenkit ettiklerini, oysa aklın fazlaca karışıp vahiyden de uzaklaşıldığı durumlarda itaatin değil, isyanın arttığını belirtti ve “Sünnet-i Seniyye insana ruh veriyor” dedi.

Mehmet Dilek hoca bir başka misal olarak, bir kişinin gelip kıblenin değiştiğini haber vermesi üzerine, namaz kılmakta olan bütün Sahabenin aynı anda yönlerini Kâbe’ye çevirdiğini anlattı. Onlar bu haberi sorgulamamışlar, “İki şahit daha getir” dememişlerdi.

Sahabenin “Biz yalan söylemezdik. Bize de yalan söylenmezdi” dediğini nakleden Dilek, daha sonra günümüzden bir misal vererek hocasının evinde kalan bir Arap misafirin Sünnete bağlılığını anlattı:

“Hoca ona yatak sermiş. Misafiri yatağı eli ile sıvazlayıp düzeltince taaccüb edip sebebini sormuş. Misafir demiş: ‘Peygamberimiz yapmış bunu; ben de yapıyorum.’ Hoca garip karşılamış. Oysa bakalım bu misafir neden böyle yapıyor? Peygamberimizi hatırladığı için. Yatarken bile aklında Peygamberimiz var. Böylece her ânı huzur içinde oluyor.”

Mehmed Dilek, Selef-i Salihînin Sünnete riâyet etmek hususunda hassasiyetine örnek olarak Tebe-i Tâbiînden Süfyan es-Sevrî’nin sözünü zikretti: “Başını kaşımak için bir sünnet biliyorsan onu yap.” 

Dilek Hoca “Fesad-ı ümmetim zamanında sünnetime yapışana yüz şehit ecri vardır” meâlindeki hadis-i şerifi açıklarken Mevlânâ’nın verdiği misali nakletti:

“Çöldeki kavurucu sıcağa ve tüm engellere rağmen denize ulaşmak için çabalayan bir damlanın denize yolculuğu, sele kapılarak denize doğru sürüklenmekte olan bir damlanın kolayca denize kavuşmasından çok daha kıymetlidir. Damla, tek başına bütün bir selin yaptığı işi yapmaya çalışmaktadır. Âhir zamanda insanların çoğu sünnetin aksine bir yol izlerken sünnete yönelmek de işte böyle kıymetlidir.”

Mehmet Dilek hoca daha sonra Sünnetin ne olduğunu ve değişik ilim sahalarına ve alimlere göre sünnetin bağlayıcılığı konusunu ayrıntıları ile anlattı.

Peygamber Efendimizin “Sizden kim yaşarsa çok belâlar, ihtilâflar görecek. Böyle bir zamanda benim sünnetime ve Raşit Halifelerimin sünnetine azı dişlerinizle sarılın” buyurduğunu hatırlattı ve “Sünnete bağlanmak, sımsıkı sarılmak” mânâsını ifade eden i’tisam, ittibâ, temessük, iktidâ gibi kavramlar üzerinde durdu.

Burada konu, hangi sünnetlere ne derecede uymamız gerekir meselesine geldi.

İmam Mekhul sünnetleri “sünnet-i fariza ve sünnet-i fâzıla” diye ayırırken, Hanefiler “sünnet-i hüdâ, sünnet-i zevâid” olarak, Şah Veliyullah Dehlevî ise “risaleti tebliğ kabilinden olanlar ve olmayanlar” olarak tasnif etmişti.

Mehmed Dilek bu ikili ayırımlarda ilk zikredilenlerin (sünnet-i fariza, sünnet-i hüda ve risaletin tebliğine dair olanlar) mutlak anlamda bağlayıcı olduğunu söyledi ve “Sünnet-i hüdâ, uyulması hidayet, terki dalâlet olan sünnetlerdir” dedi.

Dilek, ikinci tür sünnetlerin birinciler gibi bağlayıcı olmadığını belirtirken, bu sünnetlerin de insana fazilet kapılarını açan ve bütün ömrünü ibadete çevirme potansiyeli taşıyan sünnetler olduğunu kaydederek “İnsanın işi gücü sevap kazanmak değil mi? O halde oradan da bağlayıcı. Gelin buna da bağlayıcı diyelim” dedi.

Bediüzzaman Said Nursî de sünnetleri bağlayıcılık itibari ile vâcip, nafile ve âdâb şeklinde tasnif etmekle birlikte, sünnete uymaya bütün cüzleri ile büyük önem atfediyordu:

“Sünnete ittiba etmeyen, tembellik eder ise, hasâret-i azime; ehemmiyetsiz görür ise, cinayet-i azime; tekzibini işmam eden tenkid ise, dalâlet-i azimedir.”

Bediüzzaman, özellikle şeâir nev’inden olan sünnetlerin ise şahsî farzlardan bile önemli olduğunu hatırlatıyordu.

Dilek Hoca, Bediüzzaman’ın “Sünnete ittibâ” ile “takvâ ve iman” arasında kuvvetli bir ilişki kurduğunu belirterek onun “Sünneti seniyyenin küçük bir âdâbına müraat etmek, ehemmiyetli bir takva ve kuvvetli bir iman gerektirir” şeklindeki tesbitini hatırlattı.

Mehmet Dilek, İmam Gazali’den de “Âdâb nev’inden sünnetlere karşı gösterilen gevşeklik, mutluluktan mahrumiyettir” şeklindeki sözünü aktardı.

Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Dilek, bir muhabbet fırtınası halinde cereyan eden seminerini, bir hocasından naklettiği öğütle noktaladı. Bu öğüt, hadis-i şeriflerden istifade etmenin yolunu üç kelime içinde özetliyordu:

“Hadisleri severek oku.”