CANAN BAKRAÇ

Beş ay önce karşı daireye yeni bir komşu taşındı. Taşındıklarında yaz mevsimiydi. Yer yer şehir dışına çıkmış olmamızdan dolayı kendilerini biraz geç ziyaret ettiğimde evin hanımı ”Taşınalı bir ay olmak üzere” dedi. Tebdil-i mekânda ferah vardır gayesiyle taşındıklarını, fakat pişman olduklarını söyledi. Nedenini sorduğumda “Çok sıkılıyoruz çok. Hiç insan yok” diye hayıflandı. Daha yeni olduklarını, yaz mevsimi olduğu için komşuların bir kısmının şehir dışında olduğunu, bizim bloktaki komşu hanımların büyük bir kısmının çalıştığını, zamanla alışacaklarını söyledim. Biz de aynı gayeyle taşınmıştık oturduğumuz daireye. Ferahlanmıştık da Elhamdülillâh.

Okulların açılması, bizim evin tatlı telâşları, arkadaşlarım ve daha bir çok nedenden dolayı çok sık komşu ziyaretlerini gerçekleştirmeye pek fırsat bulamıyordum. Fakat komşularımla da irtibatımı kesmiyordum elbette. Her hafta Perşembe günü toplandıklarını ve fırsat buldukça bu toplantılara katıldığımı söyleyebilirim. Karşı komşumla bir araya her gelişimizde çok sıkıldığını, yapayalnız olduğunu söylüyordu. Üstelik komşuların programından haberdar olmasına ve programa dahil olmasına rağmen. Yeni bir mekâna, yeni komşulara, yeni bir mahalleye ve yeni bir semte alışmak elbette kolay değildi. Lâkin neden bu kadar uzun sürmüştü bu süreç ? “Yolunda gitmeyen bir şey mi var?” diye sorduğumda her şeyin yolunda olduğu cevabını aldım. Peki neydi eksik olan? Ben nasıl alışmıştım? Hattâ hiç mi hiç yabancılık çekmemiştim. Bu semtte bizim de ailemizden bir yakınımız yoktu. Fakat yıllardır aynı semtteymişcesine her şey güzel ve yerli yerindeydi. Onda olmayıp bende var olan neydi? Düşündüm, düşündüm günlerce. Ve bugün buldum bu sorunun cevabını.

Bugün eşimle önceden oturduğumuz semte gittik. Yılların verdiği alışkanlıkla ve memnun olduğumuz göz doktorumuzda eşimin muayenesi vardı. İşlerimiz erken bitti.  Üstadımın “Siz birbirinize  en fedakâr nesebîi kardeşten daha ziyade kardeşsiniz” dediği, yıllarımı geçirdiğim medresedeki kardeşlerim hatırma geldi. Fedakâr kardeşlerim medresenin giderlerine destek olmak üzere mantı yapmak için erkenden medresede olacaklardı. Onlara sürpriz yapmak için habersizce medreseye gittim.  Bir kucaklaşma, bir mutluluk! Üstadımın dediği bu olmalıydı. Kan bağı olan kardeşlikten farklı bir muhabbetti bu. Neşe ve şevkle yaptık mantıları! Eve dönerken çok mutlu ve huzurluydum. Bir o kadar da zinde ve dinamik. Aynı zindelik Salı günü de bende vardı. Öyle ki dağları devirir denir ya işte o kadar kuvvetli ve bir o kadar da sakin. Ne gam ne keder. Mutluluk zirvede. Düşünüyorum peki o günkü sebep neydi? O gün de şu an oturduğum semtteki medresede ders günümdü.

İşte komşumda eksik olan, bende var olan şey, benim her semtte, her şehirde, hattâ dünyanın her yerinde bir medresem olmasıydı. Rabbim ziyade etsin. Amin. Risale-i Nur talebeliğinde arttıkça adımlarım, daha geniş oluyor kardeşlik bağlarım. Fakat bazen gerçekten ne kadar Risale-i Nur talebesiyim diye sormuyor değilim kendime. Cevabımda biraz duraklıyorum. Bu ünvanı lâyıkıyla taşıyor muyum acaba? Bunu düşününce üzülüyorum. Tam ümitsizliğe düşerken kıymetli bir abinin hatırası yetişiyor imdadıma.

Hatırladığım kadarıyla umre veya hac vazifelerini eda etmek için Kabe-i Muazzamadalar. Tavaflarını yaptıktan sona bir kenara oturmuşlar. Sohbet sırasında arkadaşlarından birisi “Biz kendimize Risale-i Nur talebesi deyip duruyoruz. Acaba Üstad bizi talebeliğe kabul ediyor mu?” diyor. Ve beni ümitsizlikten kurtaran cevap: ” Hem vallahi, hem billahi Üstad beni talebeliğe kabul edene kadar ben bu yoldan ayrılmam.”

Rabbimin inayetiyle ben de bu yoldan ayrılmayacağım İnşaallah. “Allah’ın eli cemaatin üzerinedir” buyuran Efendimizin (s.a.v.) müjdesine nail olmak için koşturacağım o medreseden o medreseye. O rahmet eli ki bana huzur oluyor, mutluluk oluyor, kuvvet oluyor.

Rabbimden “Benim rızam için birbirini sevenler nerede? Sığınacak hiçbir gölgenin bulunmadığı günde ben onları Arşımın gölgesinde ferahlatacağım” müjdesini bize ulaştıran Efendimize selâm olsun. O ferahlığın numunelerini bize bu dünyada tattıran Rabbimize hamd ü sena olsun.