ŞEYMA GÜR

Ailemin, paylaşamadığım bir geçmişi var İnebolu’da.

Henüz ben dünyaya gelmeden 1950’lerde babamın memuriyeti sebebiyle, 5-6 sene orada yaşamışlar. İki ağabeyimden küçük olanı İnebolu’da doğmuş.  Çocukluğum, ailemin İnebolu ve Abana maceralarını dinleyerek geçti. Oraları çok sevmişler ve her birinde oralardan derin izler kalmış. Onlardan İnebolu’yu dinlerken, sanki ailem beni evde bırakıp bir yere gitmişler duygusu yaşardım.

Benim orayla bir geçmişim yoktu.

Rahmetli ağabeyim ikimiz de çocukken beni çok kızdırırdı. “Ben kahramanlar beldesi İnebolu’da doğmuşum. Ya sen?” der, değiştiremeyeceğim bir durumla beni ezerdi.

Onların orada yaşadığı o yıllarda Bediüzzaman hazretleri artık İnebolu’da değildir. Ama etkisi bütün ihtişamı ile yaşanıyordur.

Ağabeyimin beni kıskandırdığı Milli Mücadelenin kahramanları bu kez var güçleri ile bir iman mücadelesi veriyorlardı o yıllarda. Evlerin gizli köşelerinde, gaz lambalarının titrek ışığında harıl harıl iman hakikatleri yazılıyor, elden ele dolaştırılıyordu. Erkekler ve kadınlar, yaşlılar, gençler  ve çocuklar… Hepsi birden insanlığın medar-ı iftiharı bir büyük eserin bütün dünyaya yayılmasının yollarını döşüyorlardı. Hem kendilerinin, hem gelecek nesillerin imanlarını kurtarmanın bahtiyarlığı, dönemin türlü çileleri ile harmanlanıyordu.

İnebolu’da bir kez daha destanlar yazılıyordu.

İşte o evlerden bir ev, Ahmed Nazif Çelebi’nin kocaman ve âdeta labirent gibi karmaşık mimarîli muhteşem evinin çatı katında, ancak başınızı eğerek girebileceğiniz gizli bir bölmesinde, bin kalemli bir Nurcu çalışıyordu: Hz. Üstadın duâsına mazhar bir teksir makinesi.

Ahmed Nazif Çelebi’nin oğlu Selahaddin, onu İstanbul’da görünce gözleri parlamış,  hemen alıp İnebolu’ya götürerek Risale-i Nur hizmetine sunmuştu. O teksir makinasından yayılan Nur’lar dünyayı kapladı, âhiret yurdunda ışıldadı sonra.

Öyle hizmetler vardır ki tam da o zamanda yapılmış olmaları, paha biçilmezdir. O zor yıllarda o teksir makinesinin, Ahmed Nazif Çelebi’nin, Selahaddin Çelebi’nin hizmetleri öyle işte.

Hayatları boyunca, iman hizmetinin peşinde koşan, bu yolda dünyevî varlıklarını, mevkîlerini, rahatlarını hiçe sayan bu mübarek baba oğul, hem Denizli hem Afyon hapsine de Üstadları ile birlikte girmişlerdi. Yazmaksa yazmak, hapisse hapis..

Eline geçen Risale-i Nur nimeti için İnebolu denizinin dalgaları, Risale-i Nur’un harfleri  miktarınca hamd eden ben ve benim gibilerin minnet ve duâları inşaallah onlara yeter!

Bugün onların evi yeniden hayat bulmuş, hâtıralarını ziyaretçilerine anlatmak üzere Bediüzzaman kültür evi olarak açılacaktı.

İşte şimdi ben, hem Risale-i Nur’un, hem aile tarihimin izini sürmek üzere İnebolu’ya doğru uçuyordum. Ailemin pek çok kez fırtınalar içinde bata çıka ilerleyen bir gemide alt-üst olmuş vaziyette kat ettikleri güzergâhı kuş misali aşıyordum. Anlata anlata bitiremedikleri, kar yol vermeyince haftalarca mahsur kaldıkları Küre’nin yanından suhûletle geçiyordum.

İnebolu’ya vardığımda aklımda hem İnebolu kahramanları, hem annem babam ve o zamanlar iki küçük çocuk olan abilerim vardı. Şu evlerin hangisinde  yaşamışlardı? Bu yokuşu tırmanmışlar mıydı? Bu insanların hangileri ile komşuluk yapmışlardı?

Söyleyin bana İnebolular! Siz benim annemi, babamı gördünüz mü?

İnebolu’dan henüz okul çağına girmeden ayrılan ağabeyim seneler sonra üniversite tahsili için İstanbul’a gider gitmez kader-i İlâhi onu Risale-i Nur talebeleri ile tanıştırdı. Hemen ünsiyet etti. İnebolu’nun havasına suyunu temas etmiş olan ruhu, Risale-i Nurları iştiyakla kabul etti, hiç yabancılık çekmedi. Eve döndüğü ilk tatilde artık elinde Nur Risaleleri vardı ve 11 yaşındaki küçük kız kardeşini karşısına alıp, bıkıp usanmadan okuyor, anlatıyor, anlatıyordu. Küçük kız onu gözlerini kocaman açarak, hayranlıkla dinliyor, anlattıklarını su gibi içiyordu. İnebolu kahramanlarının bin bir çile ile inşa ettikleri muhteşem Kur’ân hizmetinin coşkun dalgaları, küçük kızın ruhunun kıyılarına vurmuştu.

Canım ağabeyim! Ben seni hâlâ kıskanıyorum. Sen en az benim hayatımı Nur’landırmanın bahtiyarlığı ile Allah indinde büyük bir şeref kazandın inşaallah.

Ya ben?..