ŞEYMA GÜR

O gün çok sevdiğim umre arkadaşım Saliha hanımı ziyarete gidecektim. O mübarek beldede beraber geçirdiğimiz günler boyunca, nezâketine, ibâdetine, kalbinin inceliğine hayran olmuş, memlekete döndükten sonra da görüşmeye devam etmek istemiştim.

Sabahtan eşim bana Eyüpsultan’da sabah namazı ikram etmişti. Güne en şahane bir başlangıç! Sonra o işine gitti. Ben de arkadaşıma doğru yola koyuldum.

Hava çok soğuk ve yağmurluydu. Elimdeki şemsiye rüzgârın şiddetine dayanamayarak önce ters dönmüş sonra da kırılmıştı. Kendimi en yakın toplu taşıma vasıtasına atıncaya kadar iyiden iyiye ıslanmıştım. Üstelik ikinci bir vasıta kullanmalıydım ve onu beklerken de hem ıslanmaya hem de üşümeye devam ettim.

Arkadaşımın evini tarifle bulacaktım. Verilen adrese doğru ıslak bir kedi yavrusu gibi titreyerek yol alırken, sıcak bir ev hayali kuruyordum.

Kapıyı açıp beni o halde görünce ne yapacağını bilemedi Saliha hanım kardeşim. Hemen bana kuru giysiler verdi. Sıcak kaloriferin yanına oturttu. Koştururken bir yandan da “ah ah ah” diye üzüntüyle söyleniyordu. Ben üşümüştüm, ama o kahrolmuştu.

Sonra bana sıcak çay ve çok muhteşem bir kahvaltı ikram etti. Her şey o kadar güzeldi ki! Birden cennete düşmüş gibiydim.

Sohbet sıcak, ev sıcak, çay sıcak…

Arkadaşım tarikat ehlidir. O gün yakın komşusunda hatmeleri vardı. Ben de davetliydim.

Herkesle beraber yerde oturup halkaya dahil oldum. Zikirlerine iştirak ettim.

Sonra sıra bitiş duasına geldi. Duâyı Saliha hanım yaptı. Uzun ve çok güzel bir duâydı. Her bir kelimesine bütün kalbimle “Âmin” dedim.

Sonra bir şey yaptı sevgili arkadaşım. Ben oradayım diye bütün Risale-i Nur talebelerine ve Üstadımız Said Nursî’ye duâ etti. Cemaat de cân-ı gönülden “Âmiiin” dedi.

Bu incelik zaten muhabbetle dolu olan kalbimi iyiden iyiye coştudu. Kardeşlerimle birlikteydim ve çok mutluydum.

Biz o gün orada ittihad-ı İslâmı kalplerimizde kurduk.