HATİCE BİNNUR AVAN DEMİRCİOĞLU

Şu yazlık-kışlık değiştirme işi bana her yönden çok yorucu gelmiştir. Her yönden diyorum, çünkü hem bedenen, hem de bu işe başlamadan günler öncesinde zihnen… Bu seferki yorgunluk türü hepsinin üstüne geçti. Bir farklıydı bu defa, bir acı bir de tatlı… Bu kez en çok yorgunluk hissini kalbim tattı.

Yazlıklar bir yana, kışlıklar diğer yana, tüm bu  düzenlemeler bir yana, çocukların küçülenleri evden çıkarılmak üzere bu yana…

İlk kez üzerine giydirdiğimiz tulumu, başı üşümesin diye taktığımız şapkacığı, mini mini eldivenleri, sarıp kundak yaptığımız battaniyesi… Aman Allah’ım ne minik o ilk adım ayakkabısı!

Hepsinde ağlama sesi var, bebek kokusu var. Ama hepsinden öte hepsinde annemin emeği var. Annemin altıncı ve yedinci torunları olmalarına rağmen öncekilerindeki gibi aynı hevesi var.

Bir zıbında içim yandı, öyle sıcaktı ki, yıkayıp paklayıp torunlarını giydirmeden önce petekte sıcacık ısıtması var.

İğne oyalı yüz örtüsünde her torununa ayrı ayrı yaptırmasındaki adaleti var.

Yeleğinde, patiğinde şefkatli emeği var.

Önlüklerinde çıkmamış mama lekeleri, beyazlarında sararmış renkleri var.

Ne bedenim, ne elim, ne de belim… En çok kalbim yoruldu bu kez. Hepsinde çocuklarımdan çok annemin fedakâr izleri var.

Kalbimi dinlendirmek çocuklara düştü. Biri külâh gibi şapkayı takmaya çalıştı, diğeri ayakkabıyı ancak parmak uçlarına geçirebildi. Battaniye çadır oldu, içi eski kokularıyla doldu.

Başladılar oyuna.

Oyunun da bir sonu olacaktı. “Her kışın bir baharı her gecenin bir neharı vardır” gerçeğin ta kendisiydi.

Tüm işlerim bitince en iyi dinlenme arkadaşı bir yudum çay ile yorgunluklar atılacakken, bu dünyanın geçici mevsimlerden yorulup külfetsiz dünyayla yer değiştirmesiyle, kalbimin de yorgunluğu müptelâ olduğu beka arzusu ile geçecekti… Kalbimin ince sızıları da sevdikleriyle merhemlerine kavuşacaktı.