TÜRKMEN AY

“Sen hangi kitabı okuyorsun?” diye soranlara, “Artık benim için bir kitap var” cevabını veriyor Bilqeys Memmedova. Ve Kur’ân-ı Kerim’i göstererek, “Bu kitap okunursa bütün kitaplar okunmuş olur” diyor.

Ancak Azerbaycanlı öğretim üyesi Bilqeys Memmedova’nın bu kanaate varması kolay olmadı. Dünyaya “Kur’ân’ı ezbere bilen bir baba”nın kızı olarak dünyaya gelmişti. Kendisi ise 1998 yılına kadar Kelime-i Şehadeti dahi bilmiyordu. Bir ara, evinin duvarında öteden beri asılı duran Kur’ân-ı Kerim’de ne yazılı olduğunu merak etti ve Âzerice tercümesini okumaya niyetlendi. Fakat o günkü anlayışıyla pek birşey kavrayamadı, “Şiir gibi birşey” deyip kapağını kapattı. Yıl 1984 idi.

Hayatının en önemli dönüm noktasını yaşadığı 1998 yılına geldiği zamanki durumunu, Memmedova şu şekilde anlatıyor:

“Doktoramı yapmış, maddî olarak herşeye sahip bir insan durumundaydım. Hayatımda hiçbir şeye ihtiyaç duymuyordum. Ancak ne istediğimi de bilmiyordum. Çok sıkıntılı anlar geçiriyordum, herkesten uzaklaşıp hüngür hüngür ağlamak istiyordum.”

O sırada, komşularından birinde Risale-i Nur dersleri yapılıyor, Bilqeys Memmedova’nın sekiz ve dokuz yaşındaki iki çocuğu da bu derslere gidiyordu. Birgün kızı ona “Ablalar var, çok güzel Kur’an okuyorlar, ders yapıyorlar. Sen de gel” dedi.

O gün Bilqeys bir iş görüşmesine gitmek üzereydi. “Devrin açık saçık kadınlarının yaşadığı herşeyi yaşamış birisiydim. O gün de çok açık saçık giyinmiştim.”

Kızının ısrarları üzerine Bilqeys Memmedova komşudaki Risale-i Nur dersine gitmek zorunda hissetti kendisini.

“Üniversite öğrencileri vardı. Oturdum. Bütün vücudum titremeye başladı, alevlerde yanmaya başladı. Üzerime bir örtü attılar, bir etek verdiler, elime Sözler’i verdiler. Yirmi Üçüncü Sözü okumaya başladım:

“Çocuk diyor ki: Hekim, bana bir ilâç ver. Hekim diyor: Lebbeyk. Çocuk elbette tatlı bir ilâç ister, ancak hekim ona tatlı vermez, acı verir. Belki tatlı verse ziyan olur.

“Hemen bilincim açıldı. Risale-i Nur benimle konuştu: Nereye gidiyorsun? Sen ne istiyorsun? Allah zaten sana herşeyi vermiş.”

Bilqeys Memmedova o gün namaza başladı. Kur’ân harflerini bir günde öğrendi. Hemen tesettüre girdi. O günden sonra Kur’ân-ı Kerimi tekrar okuduğunda, mânâları da ona açılmaya başladı:

“Şimdi bir âyet okuduğumda içim ağlıyor. Ya Rabbi, biz ne kadar zelil olmuşuz, uzak kalmışız!”

***

Bakü Üniversitesinden Doç. Dr. Bilqeys Memmedova, geçtiğimiz Cumartesi günü İİKV’nin “Yaşayan Tefsir” programına konuk oldu.

Duygulu anların yaşandığı programda sık sık gözyaşlarına boğulan Memmedova, “Risale-i Nur’un hangi bölümü sizi daha çok etkiliyor?” şeklindeki bir soruyu şu şekilde cevaplandırdı:

“Risale-i Nur’un her kısmı benim için önemli, her ânı. Seçemem. Her satırı, her kelimesi önemli. Her kelimesinde Allah Allah diyorum. Ben otuz altı yıl kör ve sağır yaşamışım.”

Otuz altı yıl sonra hayatının bu derece değişmesi için “Kelime-i Şehadet bile bilmeyen bir insanın bu derece değişimi yalnız Allah’ın inayetiyle olur” diyen Bilqeys Memmedova, Türkiye’deki Risale-i Nur talebelerine mesajını ise şu sözleriyle dile getirdi:

“Bu ümmetin ayakta durması sizin yükünüz. Rabbimden isterim ki, herkes Kur’ân okusun, Risale-i Nur okusun, imanı kurtulsun, kendi imanını kurtararak başkasının imanının kurtulmasına yardım etsin.”

Yeni hayatında “çok zulümler çektiğini, makamlarını yitirdiğini” anlatan Memmedova, bunları mühimsemediğini, “O günden sonra Allah’tan başka kimsenin kapısını dövmüyorum” sözleriyle anlattı. Ancak FETÖ olayının dindarlara ve bilhassa Risale-i Nur hizmetine verdiği zarar küçümsenecek gibi değildi:

“İnsanlar hiçbir kitaptan korkmadıkları kadar Kur’an’dan korkuyorlar, dinî kitaplardan korkuyorlar. Malûm hadiseden sonra Nur adı çekmek çok korkulur oldu. Bir taraftan da çok yahşi oldu, ayıklandı. Ancak, devletin bir baskısı yok, ama insanlar korkuyorlar, evlerini kiraya vermiyorlar.”

İki çocuk ve iki torun sahibi Bilqeys Memmedova, yaşını soranlara “Yirmi yaşındayım” diye cevap veriyor.

Onun doğum tarihi 1998 – Risale-i Nur ile tanıştığı yıl.